Türkiye, İsrail arasındaki ”sıcak savaş” ne zaman ve hangi şartlar altında çıkar?…
Üzerinden kim olasılıklar üreterek, argümanlar ortaya atarak yorum yapıyorsa sakın ciddiye almayın, kulak asmayın hatta aynı ortamı dahi paylaşmayın.
Böyle bir soruya cevap verme gereği dahi duymadan gülüp geçeni ise her zaman dikkatle dinleyin.
Bu soru, bilerek veya bilmeyerek net biçmde Türkiye’yi üstü kapalı olarak hafife almakla eş anlamlı maksat içerir.
Her yıl 27 Ocak’ta uluslararası Holokost’u anma günü ve beraberindeki Yahudi soykırımı gününü anma türünden gerçekleştirilen prpagandalar eşliğinde elde ettiği sempatiyi son dönemdeki saldırgan, insanlık onuruna yakışmayacak Gazze’de uyguladığı katliyamlar ve asıl manadaki işlediği soykırım suçları sayesinde kaybeden İsrail mi Türkiye ile ”sıcak savaşa” girmeye cesaret edecek?
İsrail, sıkışıp kaldığı coğrafya bakımından ya büyüyecek ya da yok olacak!…
Bu gerçekliğin okumasını yapabilmek için çok özel yeteneklere, ilimlere sahip olmak gerekmiyor.
İsrail’in kuruluş kodlarını fundamentalist temellere dayandırdığı ayakta kalabilme/var olabilme/varlığını sürdürebilme önceliği etrafındaki şekillenen oluşumunun, Netenyahu ile ortaya koyduğu ve gerçek yüzünü sergilediği faşizan uygulama biçimi sayesinde kendi halkı arasında da önemli ölçekte erozyon meydana getirdiği gerçek.
Dünya’daki sempatisini ve kendi halkı arasında kuruluşuna ve var oluşuna temel teşkil eden kodlarındaki zayıflama karşısında, radikal bir tercih yapmaya mecbur kalan İsrail; yok olmayı göze alamayacağına göre; büyümeyi, genişlemeyi ve yayılmayı mecburen tercih etmek durumunda.
Bunu yaparken dünya kamuoyunda yarattığı saldırgan, faşizan tepki çerçevesini daraltmak zorunda. Dünya’ya yayılmış Yahudi’ler İsrail’in devlet olarak uyguladığı bu yönlü girişimlerinden son derece rahatsızlar. Hatta İsrail’in devlet olarak mevcut sınırlarını koruması gerektiğini, yayılımcı politikalardan uzak durması gerektiğini dile getiren Yahudi’lerin sayıları her geçen gün çoğalırken; İsrail devlet olarak kendi doktrinini doğrultusunda yayılmacı politikasını sürdürmekte kararlı.
Ancak!
Büyüme, ilerleme, genişleme stratejileri sonradan ve mecburiyet karşısında gelişmemiş; yaradılış genetiğinde zaten var olan, tarihinde yüzlerce yıl devam etmiş emperyal kök geleneğini bilincinden asla silmemiş, unutmamış Türkiye’nin; güçlenerek, emin adımlarla her alanda geliştirdiği büyüme refleksi karşısında bocalayan İsrail’in köşeye sıkışmışlığını, çeresizlik içinde çareler aramaya yönelmesini görmek gerekir.
Türkiye ile ”sıcak savaş”mı?…
Güldüm geçtim..!
İsrail, bu el açmaz hale kendisini düşürmeden önce bir karar vermek zorunda.
Çünkü karşısındaki rakibini Türkiye olarak belirleyen İsrail, yok olmamak adına atacağı yanlış bir adımda ayağının basacağı mayının kendisinde yaratacağı her türden tesiri/etkiyi hesap ederek;
Sıcak savaş macerası arayışı ve aptallığı yerine soğuk rekabet konseptini sürdürecektir.


BİZ NEDEN ”BİR OLMAK, İRİ OLMAK, DİRİ OLMAK” ZORUNDAYIZ ?