NATO beslemesi dünya basını ile birlikte Türk basınının büyük bölümü arkalarına aldıkları sosyal medya hokkabazları ağız ve eylem birliği içinde; ”Şeytan Kazanacak” tellallığı yapıyor. Tabi her zamanki gibi algı yönetimi ve toplum mühendisliği sayesinde, çaktırmadan sinsice ve alttan alttan.
ABD’yi kuran iki dev şirketin kavgası tam manasıyla kıyasıya ve acımasız bir savaşa dönüşmüş durumda.
İki şirket… Vatikan ve İngiltere! ABD siyaseti ile birlikte derin ABD’nin müesses nizamının kurgulayıcıları ve uygulayıcıları olan Demokratlar, Cumhuriyetçiler; Biri sürekli olarak ABD’nin dışa yönelmesini diğeri ise devamlı olarak kendi iç yapısına çekilmesini değişmez stratejileri olarak masada tutan yapılar.
Bu ayrıntının farkında olmak, BÜYÜK OYUN(1) başlıklı dünkü yazımızda belirttiğimiz noktaları birleştirmek adına çok önemli.
Biz Türkler, uluslar arası ilişkileri ”Türk’ün dostu yok!” mantığı üzerinden algılamaya devam ediyoruz ki, hiç haksız değiliz. Ve bu bizim paranoyamız da değil. Ancak dünya düzeninde DÜŞMAN kavramı çoktan rafa kaldırılıp yerine RAKİP kavramı oturtuldu. Bugün düşman yarın dost, bugün dost yarın düşman bu bir çelişki olmaktan çıkalı hayli bir zaman olmuş ancak biz bunun yeni yeni farkına varıyoruz.
Hal ve realite böyleyken, uluslar arası politiğin normları kendiliğinden değişerek yeniden belirlenmiş oluyor.
Aksi olsa; 2009’da Davos’ta Recep Tayyip Erdoğan’ın, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e parmak sallayarak ”One Minute” çıkışındaki tavrı ”yanına bırakılır mıydı?”… Kim olursa olsun, hangi ülkenin başbakanı bunu yapacak olsa ”o parmak daha orada kırılırdı”. Neden dönemin Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı Erdoğan’ın parmağını kıramadılar?!
Çünkü diye başlayacak sayısız cevabın bir çoğunu tahmin etmek güç değil. Hatta bunu o günden bu yana hala yorumlayanların sayısı o kadar çok ki, ancak içlerinden doğru ve gerçek yorumu yapabilene rastlamak neredeyse imkansız.
Devamındaki süreçte imzalanan Türkiye ve İsrail arasındaki stratejik anlaşmaları iyi bilmediğiniz zaman sayısız yorum yapabilirsiniz. Bu yorumlar aleyhte veya lehte olur. Hiç fark etmez. Önemli olan tümüyle doğru analiz edebilmek.
Bugüne yansıması; İsrail’in, geçtiğimiz yıl Karabağ’da Azerbaycan’a ve tabi Türkiye’nin yaklaşımına da bakmak gerekiyor. Rusya?… Onun o dönemki konumuna da bakalım. Bakalım derken gerçekliği ile analiz edelim. Çünkü derin gerçeği ve Büyük Oyunu daha net görmemize yarayacak.
Buradan objektif ve nesnel bakmayı becerebilmemiz gerektiği anlaşılmalı.
Kazakistan’da gelişen son olaylarda Le Monde gazetesinin attığı manşet ”Türkiye, Kazakistan’da ameliyat yapıyor”
Bu ne demekti?… Oradaki baş gösteren olaylarda sahnede DAEŞ vardı. Evet NATO‘nun sahibi olan derin ABD’nin diğer bir taşeron örgütü DAEŞ. Yetmezmiş gibi FETÖ unsurları da sahnedeydiler. Sonuç malum!
DAEŞ demişken geçmişten derin bir ayrıntıyı belirtmekte fayda var.
Bu taşeron örgüt ne zaman ve hangi gelişmenin ardından ortaya çıkartıldı?…
Türk heyetinin o dönemdeki ABD ziyaretine dikkat!
Türk heyeti, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarının da aralarında bulunduğu o ziyarette ABD’den ne talep etmiş olabilir?
Musul ve Kerkük!
Dönüşte, Türk hükümeti ile Barzani arasındaki ilişkilerin seyri ve akabinde DAEŞ’in peydahlanarak sahneye çıkışı. Bilindiği üzere bazılarının ”megri mgri” diye avanakça tiye aldıkları o dönemden söz ediyoruz.
Bu derin detayı belirttikten sonra devam edelim.
Türkiye, ABD’ye Musul ve Kerkük üzerinde iradesini ortaya koyacağını neye dayanarak belirtmiş olabilir?
Geldik mi Galler Masına?… İngiltere, Vatikan, Türkiye ve Eşkenaz Yahudilerinin bir araya geldikleri o toplantı!
Bunu Lozan’ın yırtıldığı buluşma olarak adlandırmak yanlış olmaz. Hatta Fransa‘nın bu toplantıya davet edilmemeye verdiği tepkisine de bakmak gerekiyor. ”Lozan’da bende vardım, şimdi neden çağırılmıyorum?”
Sonrasında mı…
Türkiye’nin, Akdeniz’e el koyduğu gerçeği ile yüzleşen NATO ve müttefiklerinin reaksiyonları geliyor!
FETÖ!… Unutur muyuz? Tabi ki hayır.
NATO ve bağlıları kısacası derin ABD’nin Safaratlarla olan yolculuğundaki diğer taşeron örgüt; Türkiye’de merkezi olarak konuşlandırılan ardından Türk Cumhuriyetleri ile Afrika sathındaki sömürgeci devletlerin aktif olduğu ülkelere dadandırılan yapı… Devreye nasıl sokuldu, tüm bu gelişmelerin ardından misyonu önceden belirlenmiş biçimde ne şekilde sahneye ayan beyan çıkartıldı?
Hulisi Akar‘ın; 15 Temmuz’u takip eden günlerdeki ”Tüh erken geldiler” sözü hatırlandığında, FETÖ’nün tepelenme kararının çoktan çıktığını, kaleminin kırıldığını ve zamanlama olarak sahipleri tarafından erken saha sürüldüklerini yoksa parça parça değil, zamana yayılmadan bir anda tepeleneceklerini anlaşılıyor.
Devam edeceğiz!


BİR FOTOĞRAF BİN KAPIYI AÇAR..!
GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!