Bu nedir bu, neye isyandır?
”IŞIKLAR İÇİNDE UYUSUN!”… Teranesidir gidiyor.
Toplumdaki farklılaşma özentisine derinlik kazandırılarak büyütülmesinden başka bir şey değil. Ayrışmanın sadece siyasi tercih ve hayat tarzı farklılığından ibaret olmadığı vurgusuna yönelik işler.
Ölenin ardından ”Nur içinde yatsın” demeye alışmış bir toplumun içinden çıkan bir zümre var ki, ısrarla ”ışıklar içinde uyusun” diyor. Ana hücrenin mitoz bölünmeyle iki ayrı hücrenin meydana gelmesi gibi bir durum yaratılıyor.
Kendilerini laik gösteren veya öyle oldukları vurgusunu yenileyenler, eskinin bir takım solcuları ve özentici takımı, tabire teveccüh göstererek ölenleri bu biçimde yad ederlerken, geleneksel kültüre sırtlarını dayayarak yaşamlarını sürdüren geniş kitle ise bu türden tabirlere rağbet gösterilmiyor. Yanisi şu, toplumu iki farklı kesime ayrıştırmanın uzantılarından bir tanesi olarak uygulanan enstrümanlardan birisi.
”Ha nur, ha ışık ne fark var?” Diyenler çıkabilir. Ve bu hassasiyetimizi hafife alarak hatta gereksiz bile bulanlar olabilir. ”Ülkenin bu kadar meselesi varken iş buna mı kaldı” diyenlerde çıkabilirler.
Şimdiye kadar her birimizin duyduğu veya sıklıkla kullandığı, cevabının vurgusunda yer aldığı bir soru cümlesi vardır; ”Tehlikenin farkında mısınız?”… Toplumun mana dünyasında has ve özel bir yeri olan bir cümle asıl cevherinden kopartılıp yaratılmak istenilen ”YOZLAŞMANIN, AYRIŞMANIN” aracı olarak kullanıldığın farkında mıyız?
Işık ve nur; çağrıştırdıkları anlam ve içerikleri yönüyle ayrıştıkları noktaları, örtüştüklerinden daha fazladır.
Nur metafizik bir keyfiyete, fizik ötesi muhtevaya sahip ve duyularla algılanan bir içerik değildir. her ne kadar ”aydınlık, ışık, ziya, parıltı” olarak izah edilse bile bu bizim algıladığımız türden bir olgu değildir. Çünkü maddi alemde benzeri olmadığından tam olarak dünyevi örneklerle anlatılması imkansızdır.
Işık ise tümüyle seküler bir kelime olması yönünden, dünyevi hayata ait olan bir içeriğe sahiptir.
Nur yerine ışık, getirilerek kullanılması cehaletten başka bir şey değildir.
İtiraz edenlere acizane tavsiyem, Süleyman Çelebi’nin külliyatındaki Anıt eserinde;
Doğdu ol saatte ol sultan-ı din
Nur’a gark oldu semavat ü zemin
Derken neyi neden ve nasıl hangi amaçla dile getirdiğini bilmeli ve idrak etmelidirler. Özündeki, Hazreti Peygamber’in doğuşu ile vurgulanan ve izah edilenin manasına ermeleridir.
Nur aynı zamanda, Esma-ü’l Hüsna’da geçmekte olup Allah’ın isimlerindendir!
”Işıklar içinde yatsın” sözü ”nur içinde yatsın” demenin seküler formu olarak kullanıldığı iddia edilse ki öyle; bunun psikolojik arka planında yatan asıl olan ise kendisini dinin sosyolojik tezahürlerine ısrarla kapatma inadı olduğudur.
Bu ”detayı!” neden konu aldığımızla bağlayalım…
Ve sözü uzatmadan bu yazıyı en başından bir kere daha okur, inceler ve anlamlandırıp ardından üzerinde bir kaç dakika ayırdığımızda bizi sevk edeceği gerçeklik net biçimde ortaya kendiliğinden çıkarak konu bağlanmış olacaktır.
Beyinle düşünüp, ağızla konuşmak yerine tam tersini yapanlar; kendilerini hiç yormasınlar.


BİR FOTOĞRAF BİN KAPIYI AÇAR..!
GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!