“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır!”
Aslıyla idrak edildiğinde bu bir doktrindir.
Öğreti veya kurallar bütünü olarak sayfalarca veya yüzlerce madde başlığı altında ortaya konulması gerekenleri iki cümlede idraklere nakşetmeye yeten, olmazsa olmaz deyimini açıklayan da yine bu iki cümledir.
Cumhuriyet sonrası nesillere; ”Sakarya Meydan Muharebesinin en buhranlı anlarında, Mustafa Kemal Paşa’nın orduya verdiği emir olarak” öğretilen bu söz bugüne ve geleceğe yönelik güncelliğini yitirmeyen nesilden nesle aktarılması şart olan EMİR, NASİHAT, ÖNGÖRÜ, KAÇINILMAZLIK, UYARI hangi haliyle algılanırsa algılansın, ister militarist, ister sosyolojik, ister akademik, ister ekonomik hiç fark etmez.
Manasındaki dehaya bakıldığında; Bir avuç vatan toprağı için o gün emperyalizmin iti köpeği, tek dişi kalmış canavarlarıyla SAKARYA’DA verdiğimiz canhıraş savaşı, bugün Misak-ı Milli sınırları içinde vermeye devam ediyoruz.
Sadece cephelerde mi? Savaş dendiğinde akla gelen top, tüfek, süngü mü olmalı? … HAYIR!
Bu savaşın cephesi o kadar geniş ve derin ki, ekonomi ve teknoloji başlıca unsurları.
”Bir karış vatan toprağını dahi” sözünden MAVİ VATAN kavramının esasına geldiğimiz süreçte ve bugüne kadar farkında olmadığımız bu gerçeği görebilmemize neden olan nedenleri ve kaçınılmaz koşulları yeni yeni fark edebiliyoruz.
Diğer taraftan YEŞİL VATAN kavramını da on yıllardır göz ardı ettiğimiz bir geçek.
ORMANLARIMIZ!…
Terör örgütlerini güdümleyenlerin hedefinde YEŞİL VATAN alanlarımız ilk sıralarda. Ormanlarımızı kundaklamak üzere kurdukları özel birim dahi var.
Bu teröristlerin ve maalesef vurdum duymazların neden oldukları orman yangınlarında 114 vatan evladı şehit olurken, yapmaya çalıştıkları şey HATTI DEĞİL, SATHI MÜDAFAA ETMEKTİ!
Gelelim esasa…
Günümüz siyasetindeki muhalefet ittifakının … işlerine geldiğinde ”Atatürkçülük” işlerine geldiğinde ”devrimcilik”, işlerine geldiğinde ”ilericilik”, işlerine geldiğinde ”laiklik”, işlerine geldiğinde ”milliyetçilik” hatta ve hatta işlerine geldiğinde ”din” gibi manevi veya diğerleri gibi dünyevi bakımdan siyasi çıkarlarına hizmet için kullanmaya tenezzül ettikleri her olguyu toplumun algısını yanıltarak yönetmeye dayalı kurguların hangisini gerçekten özümsediklerini merak etmek kaçınılmaz bir hal alıyor.
Diğer taraftan…
Masanın altında veya kapının dışında bekletilip, hakkında alınan kararları dikte ettirmek için masanın olduğu salona parmak işareti ile çağrıldığında el pençe divan koşturan, süklüm püklüm bir TÜRKİYE YOK!…
Çünkü bu muhalefet ittifakının ve onların ”partonu” emperyalistlerin karşısında yer alan siyasi irade; Milletin çoğunluğu ile bütünleşmiş, vatanın bütünlüğünü ve bekasını satıh merkezli görmeyip, durumu/gelişmeleri/ gerekli şartlar altında ve gerektiği ön koşullarda; tüm argümanları lehte kullanmak adına kurguladığı iç ve dış politikalar merkezinde yönetiyor.
Türkiye!…
Hattı müdafaa etmeye alıştırılmış süklüm, püklüm siyasetçilerin miskinliklerinden arınarak; Sathı müdafaa eden ve hatta bu sathı olması gerektiği haline Misak-ı Milli sınırlarına taşımaya ant içmiş siyasi irade ile kucaklaşmanın gururunu ve heyecanını yaşıyor.


BİR FOTOĞRAF BİN KAPIYI AÇAR..!
GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!