Gazetecilere reva görülen ancak toplumsal arazın merkezindeki yakışıksız ve haksız tanımlamalar, kutuplaşmaların ön yargısı olarak yine gazetecilere ve köşe yazarlarına neden yansıtılıyor? Sosyolojik açıdan toplumun genelini tarif edebilecek nitelikteki tabirlerin neden gazetecilere yönelik olarak kullanıldığını açıklamak ve bu yanlış algıyı ortadan kaldırmak adına adım atılması gerek.
Basın, 20. yüzyıldan itibaren, yasama, yürütme ve yargıdan sonra ”dördüncü kuvvet” olarak toplumsal yaşamdaki yerini almıştır. Ve bu durum gazetecilere ve köşe yazarlarına ”basın etiği” olarak tanımlanabilecek olan bir dizi kurallar bütününü yükümlülük olarak da getirmiştir.
Bu yükümlülükler, haber ve yorum iletme sürecindeki tutum, davranış ve ilkeleriyle ilgili bir tanımlamadır. Basın özgürlüğünü kötüye kullanmamak gibi ön koşullar herkesçe açık ve nettir.
Yani, gazetecinin ve köşe yazarının, kendisine bütünüyle yasaların değilse bile toplumsal bir önkabulün yüklediği ”kamu, halk adına davranma”, ”kamu çıkarı için haber iletme” ve ”kamu çıkarını koruma” misyonunu sonuna kadar korumasıdır.
Bunlar olması gerekenlerin ”zekatı” kadar olan kısmı.
Ancak uygulamadaki tezatlarla birlikte bu tezatlıkların nedenlerine eğilmek gerekiyor.
Günümüzde ”basın etiği” kavramının ciddiye alınmamasının arkasındaki gerekçeleri ve gerçeklikleri irdelemek ve hatta tespit etmek kaçınılmazdır. En basit ve yalın haliyle, ”iyi sonuçlar, iyi ahlakın göstergesidir” saptamasından hareketle, olumsuz sonuçların çıkış noktasının oldukça belirgin olduğunu görmemiz çok daha kolay olur.
Bu kısmı yeteri miktardaki akademik izahatla birlikte, bu uzunlukta kısa keserek girizgahın hemen sonrasıyla, 5 (Y) ile devam edelim… Ki bu 5 (Y), toplumun kendi arasındaki kutuplaşmaların eseri olarak gazeteci ve köşe yazarlarına reva kılınan ancak toplumun bir nevi kendi gerçeğini de yansıtan acı ama gerçek olarak ortaya konulan bir kaçınılmazlık halini yansıtmakta. Çünkü yukarıda da söz ettiğimiz gibi şayet ”iyi sonuçlar, iyi ahlakın göstergesidir” düşünce tarzına itiraz etmiyorsak bu çıplak gerçeği de kabullenmek zorundayız.
Nedir bu 5 (Y)?
”Yandaş, Yalaka, Yılışık, Yalancı, Yavşak”
Bunların arasından ilk denenenler Yandaşlık, Yalakalık ve Yalancılık olarak ortaya konsa da yetinilmeyerek, diğer ikisi Yılışıklık ve Yavşaklık devreye sokularak muhteşem 5’li tamamlanmış oldu.
Bunların arasından sadece bir tanesine son derece haksızlık yapılarak diğerleriyle aynı parantezin içinde ifade ediliyor.
YANDAŞ!… Her ne kadar ”birinden ya da bir şeyden yana olan, bir düşünüye, bir isteğe, bir oya katılan, onu destekleyen” sözlük anlamını içerse dahi en çok bahsedilerek tüh kaka biçiminde kullanılan yine de o oluyor.
Özellikle siyasi ve ideolojik katılımlarda bulunan herkes için kullanılan bu tanımlamada bir kesim diğer kesimi ”YANDAŞ” olarak tarif ederek onere ettiğinin farkında bile olmuyor. Dik duran, inandığı ve güvendiği yönü açıkça ortaya koyarak yine o inanmışlığını zaman zaman ”adanmışlık” boyutunda her şeye rağmen ortaya koyabilme yürekliliğinin algıdaki seçicilikle kirletilmesi ve bunun toplumsal bir araz haline getirilmiş olması…
Diyerek geride kalan diğer 4(Y)’nin hakkını yememek adına bu konuyu örnekleriyle ele alarak analiz etmeyi 2. yazımıza bırakalım.
Sonunda mı… Sadece gazeteciler ve köşe yazarlarının değil toplumun tümüyle kendisini içinde bulacağı bir noktaya geleceğimizden emin olabilirsiniz.


BİR FOTOĞRAF BİN KAPIYI AÇAR..!
GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!