Bizim biz olmadığımızı, biz kendimize anlatamazken; Biz kendimizi dahi tanımıyor, tanıyamamışken adına ”muhassır” dediğimiz, sözdeliği tarihleri boyunca ayan beyan ortada olan ”medeniyetlere” neyi ıspatlamaya çalışıyoruz?
Yok şimdi işin tuhafı; sömürgeci, soykırımcı, yağmacı, talancı, insan haklarına saygısız neresinden bakarsak bakalım açık seçik BARBAR olduğunu tarihin her kesiminde delilli ıspatlı bildiklerimize…
Biz kendimizi, onlara ”onlar gibi ve kadar” olduğumuzu mu yoksa olmadığımızı mı anlatmaya çalışıyoruz?
Batılılar, bizi ”BARBAR” olarak tanıyorlar ve öyle tanımlıyorlar…
İşe bakın!
Çocuklarını ”Türkler geliyor” diye korkuttuklarıyla övünen biz değilmişiz gibi!
Neden?… Çünkü Türkler acımasızlar, barbarlar, keserler, öldürürler(!)…
En kolay, en basit, en bilinenleden örneklerle;
Yüzyıllarca köle ticareti onlarda, Kızılderililere yaptıkları ayan beyan net, Fransa’nın Cezayir’de uyguladığı mezalime kim ne diyebiliyor… Kendi aralarındaki yüzyıllarca süren hunharlıklar, Haçlı Seferleri üzerine belgeler açık…. Hel bir ENGEZİSYON dönemi var ki, evlere şenlik!
Adamlarda ”Sömürge Bakanlığı” vardı ya arkadaş daha ne olsaydı.
İsviçre’de 1980’lerin başlarına kadar sahipsiz çocuklar devlet eliyle satılıp türlü işlerde KÖLE olarak çalıştırılıyorlardı.
Günün sonunda biz Türkler!…
Bu mekanizmaya ”modern” ve en az onlar kadar insan haklarına saygılı olduğumuzu onlar gibi ”çağın gereklerine” uyumlu olduğumuzu türlü fırıldaklarla ikna etmek için bir yerlerimizi paralıyor, onlar gibi olmaya kıç atıyoruz.
Bizim elleri kınalı genç kızlarımız ”Avrupai kadın” diye tarif edilirken mi yoksa yine futbolcumuzun attığı şık bir gol sonrası ”Avrupai gol” diye adlandırılınca mı Avrupalı olabiliyoruz?
Hamaset değil gerçeğin ta kendisi…
Bizim ”onlar” gibi olmak istediklerimiz, TÜRK! adını geçirmeden kendi tarihlerini yazamıyorlar!
Biz Türkler!
İslamiyetin şuurunu benimsemeyi, Türk olmanın ayrıcalığını görmezden gelmeye devam ettiğimiz sürece; Kendimizi yüzyıllardır inkar ettiğimiz gibi bu inkarı hala daha sürdürmeye devam ettiğimiz sürece yüzyıllar boyu iki yakamızı bir arada göremeyiz.
Şimdi bu yazıyı okuyan belli bir kesim her zamnki gibi zarfın cafcafına, süksesine takılıp mazrufu hiçe sayarak türlü yorumlar yapacaklardır.
Bu uzunlukta kısa kesip konuyu latrina muhabbetine çevirmeden; Maksadın hasıl olduğunu öngörerek konuyu sakız gibi uzatmayalım.
Yoksa gireriz de gireriz, örnekleri çoğaltıp ”bizim biz olmadığımızın” tarihsel detaylarını uzun uzun netleştiririz.
Entelektüel tartışmaya gerek görmeksizin, onlardaki reform/rönesans ve bizim Lale Devri muhabbetlriyle sanata, edebiyata, siyasete dalıp çıkmadan, şimdilik bu kadarda bırakalım.


GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!