Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara gönderdiği “Ramazan Ayı Etkinlikleri” talimatı, Türkiye’de beklenildiği gibi yine keskin bir fay hattı oluşturdu.
Bir yanda “milli ve manevi değerleri çocuklara aşılamak” adına coşkuyla karşılanan bir uygulama, diğer yanda “laiklik elden gidiyor” diye ayağa kalkan bir kesim.
Aidiyet ve kimlik kaygısı.
Karşı çıkanların önemli bir bölümü seküler, kentli, orta-üst sınıf, Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle büyümüş kesimden geliyor. Onlar için Ramazan etkinlikleri sadece “dini propaganda” değil; aynı zamanda kendi çocukluklarının, kendi değer dünyalarının okuldan silinmesi anlamına geliyor.
Okulda yılbaşı kutlaması, Cadılar bayramı etkinlikleri, Paskalya tavşanı, noel baba görmeye alışkın bir neslin çocukları, şimdi iftar sofrası fotoğrafı sergiliyor, ramazan çiçeği panosu yapıyor, ilahi söyleyerek camiye gidiyor. Bu, kültürel yabancılaşma hissi yaratıyor. Ve “Benim çocuğumun okulu artık benim okulum değil” duygusunun travmatik kaygısını ortaya çıkartıyor.
Güç kaybı travması.
Dini Müslüman olan bir ülkede, dindar kesimin eğitim sisteminde ağırlık kazanması, seküler kesim için “azınlığa düşme” hissi doğuruyor. Bu his, entelektüel üstünlük algısıyla birleşince patolojik bir boyuta varabiliyor. ”Biz aydınlarız, biz moderniz, biz bilimi temsil ediyoruz; onlar geri, onlar yobaz” diye özetlenebilecek o eski üstünlük kompleksi çatladığında, karşı çıkışlar sertleşiyor.
Bildirilere imza atan 168 isim arasında sanatçı, yazar, gazeteci ağırlığının olması tesadüf değil. Bu kesim, kültürel sermayesini eğitim sistemi üzerinden yeniden üretme imkanını kaybettiğini hissediyor. Psikanalitik açıdan bakılacak olursa bu halin tanısı kesinlikle ”tamamen narsisistik yaralanma” olacaktır.
Protestoların merkez üssü olarak İzmir’in seçilmiş olması da ayrı bir enteresanlık içeriyor.
Yağmur, çamur demeden Millieğitim Bakanlığı’nın bu uygulamasını protesto için sokağa dökülen İzmirliler;
Suları kesildi, yürümediler. Mahallelerindeki çöpleri toplanmadı, çöp dağları oluştu, yürümediler. En ufak yağmurda evlerini, iş yerlerini su bastı, yürümediler. Su baskınları şehir içi sellere dönüştü canlarını kaybettiler, yürümediler. Yıllardır bok kokusu soludular, yürümediler. Yollarda aylarca kapatılmayan çukurlarda can verdiler, yürümediler. Caddede yürürken elektrik akımına kapılıp öldüler, yine yürümediler. Ama şimdi; okullarda Ramazan etkinliği yapılıyor diye yürüyorlar..! Nasıl bir akıl tutulmasıdır bu? Bu kafadakilerin açma/kapama düğmeleri kimlerin elinde?
”Bu döngüden çıkmak için onlara gerekli olan şey, onları hiç uğruna bedbaht kılandan bir an önce sıyrılmaları”… diye bir cümle ile ifade etmek gerektiği o tavsiye cümlesini yazmaya imtina ediyorum.
Çünkü onlara kar etmeyecek iyi biliyorum.
Zira ”hiç” farsçadır, ”şey” arapça kökenlidir ve aradaki Türkçe olan ”bir” dışındaki her söylemden rahatsız olabilecek düzeyde entelektüel oldukları için iyisi mi biz onlar kadar ve gibi aydın olamayacağımızı kabul ederek haddimizi aşmamış olalım(!)


GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!