İşte, Türkiye’de yıllardır gözlemlenen o tanıdık manzara;
“İşlerine gelince Batı hayranı, işlerine gelince Atatürkçü” olanların hikayesi.
Bu kesim, duruma göre kostüm değiştiren aktörler gibi hareket eder. Bir gün Avrupa Birliği’ne, demokrasiye, insan haklarına, özgürlüklere vurgu yaparken ertesi gün ise Atatürk’ün mirasını sahiplenip “laiklik elden gidiyor” diye feveran edip algı operasyonu ucuzluğuna sarılırlar.
Seçim dönemlerinde Cami’lerden çıkmaz göstermelik saçmalıklar tertip ederek ”oy devşirme” işlerine tenezzül ederler.
Ama ikisi de samimi değildir; sadece o anki siyasi pozisyonlarına, menfaatlerine veya karşı tarafı vurma ihtiyacına göre şekil alırlar.
Örneğin; Batı’dan fon, fonksiyon, vize kolaylığı, kredi, yeşil pasaport, uluslararası itibar gerektiğinde birden bire “Avrupa standartları”, “demokratik değerler”, “özgürlükler” nutukları atılır. Laiklik, kadın hakları, basın özgürlüğü gibi konular birden bire çok kıymetli hale gelir. Sanki yüz yıldır Batı’yla kavga etmemişiz gibi, “Batı medeniyeti” diye övgüler düzülür. Ama aynı kişiler, iş iç politikaya, iktidar mücadelesine, oy tabanına gelince birden Atatürk’ün adını ağızlarından düşürmez olur.
“Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet tehlikede”, “laiklik elden gidiyor”, “irtica geliyor” naraları atılır. Oysa aynı ağız birkaç gün önce Avrupa Parlamentosu kararlarını alkışlarken, Türkiye’nin egemenlik haklarını sorgulayan raporlara ses çıkarmamıştır. Bu ikiyüzlülük, aslında derin bir opportunizmden kaynaklanır.
Fakat söz konusu kesimde bu denge yoktur. Onlar için Batı bir araçtır. Batı’ya yanaşmak işlerine geldiğinde “ilerici, modern” olurlar. İçeride muhalefet yaparken “Atatürkçü, vatansever” olurlar. Sonuçta ne Batı değerlerini gerçekten içselleştirmişlerdir, ne de Atatürk’ün ilkelerini samimiyetle savunmuşlardır.
İkisi de maske.
Maske düştüğünde geriye kalan tek şey kalır; Menfaat..!
Bu tiplerin ortak özelliği şudur; Ne Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini gerçekten yaşatırlar, ne de Batı’nın kendi içindeki çelişkilerini (ırkçılık, sömürgecilik geçmişi, ikiyüzlülük) görürler. İkisini de işlerine geldiği gibi kullanırlar.
Gerçek olan, milletin imanını, bağımsızlığını, onurunu ve geleceğini her şeyin üstünde tutmaktır.
Geri kalan, sadece tiyatro!
Bunların, bu tiplerin vaftiz babalarını biz iyi biliriz!


GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!