CHP’de kalanlar ve CHP’den ayrılanlar..!
Alman şair Bertolt Brecht’e ait olan dünyadaki farklı sol fraksiyonlarla Türkiye’deki yasa dışı DHKP-C gibi Marksist terör örgütlerinin kullandıkları ve son dönemde bazı siyasi parti kitlelerinin de farklı bağlamlarda dillerine dolanmış olan, ”ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı n’olacak?…
Sanırım ki, CHP’den ayrılanlar bu sloganı da yanlarına alıp öyle gideceklerdir.
Ama kesin olan bir şey varsa, bu sloganı Ekrem İmamoğlu’nun uzun yıllar boyunca bakışlarını yönelttiği kalın duvarlara uzun uzun bakarak ve ”hani” eklemesiyle ”ya hep beraberdik ya da hiçbirimizdik?” şeklinde kendi kendine mırıldanacağıdır.
Yerli ve milli olan aidiyet şuurunu inanç başta olmak üzere eğitim, kültür ve dahi sanat hatta tarih bilincinden ezberletilenden öte noktaya az veya çok taşıyamamış/taşımaya gerek duymamış, konfor alanını bozmayı göze alamamış kitlesel refleksler eninde sonunda halkın nazarında tutunamazlar ve aidiyet sorunsalı yaşayarak sapmalara uğrarlar.
İthal ideolojiler eşliğinde slogan külliyatlarını asıl bünyeye adapte etmeye çalışmak beyhudelikten başka bir şey değildir.
CHP’nin değil ama CHP’lilerin de bugün yaşadıkları sarsıntının asıl nedeni bu.
Aslolan temel aristokrat kurgunun içinde sosyal sınıf mücadelesi vermeye çalışan diğerleri arasında paylaşılamayan hatta kıymet bakımından ederi tespit edilemeyen ”Altı Ok” un yanına, çağın değişen/ilerleyen dengelerini ifade edebilecek hatta doktrin olarak tamamlayıcı/destekleyici nitelikte gerekli desteklerin sağlanamaması!
Bu başarısızlığın sürekli olarak görmezden gelinerek, kendinden olmayan ideolojik ve ilkeleri bakımından sosyokültürel yapıya uymayan söylemler eşliğinde yine ithal olan sloganlardan umulan medet ancak buraya kadar idare edebildi.
Devrimciliği, otoritenin haksızlığına karşı baş kaldırıyı, Dadaloğlu’nun ”Ferman padişahınsa dağlar bizimdir” inden değil de Ernesto “Che” Guevara’dan devşirirsen, en büyük devrimci diye işine yarayacağını fark ettiğin her alanda ve noktada sırf pozisyon belirlemek açısından söylemde Atatürk’ü dilinden düşürmeyip ama/fakat ve lakin hiç anlamadığın hiç bir yönüyle sana uymayan Karl Marx ve Friedrich Engels’in peşine takılıp üzerine bir de Lenin sosunu serpiştirdiğin idealist diyalektik yöntemini materyalist bir temele oturtarak geliştirlmesininin ne halt olduğunu bilmeden yıllar yılı içsel dürtülerini ”emre amade” halde ortaya sunarsan olacağı budur!
Hal böyle olunca,
”Deve misin, kuş musun?” sorusuna muhattap olmak ve ”yerli ve milli misin?” sorusuna; İzmir’in dağlarında oturdum kaldım veya Onuncu Yıl Marşı ile cevap vermek yeterli olmuyor/olamıyor/ olmaz!
Trollerin ve fonlarla beslenip senin en yumuşak karnını tespit eden ve bu damar üzerinden yürüyerek sana sosyal medyada algı opaerasyonu çekenlerin yönlendirmeleri ile ”anca martin” bu kadar, buraya kadar!
Ama şu, ama bu, ama falanca, ama filanca…
AMA YA SEN?!
Bu soruyu kendine sormamakta ısrar edersen, yerli ve milli şuurunun eşliğinde aidiyet dilincini ”kin ve nefretten” arındırma zahmetine girmeyi göze alamazsan;
Ekrem İmamoğlu, uzun yıllar kendi kendine, kalın duvarlara bakarak ”hani ya hep beraber ya hiçbirimizdik” diye mırıldanırken sen de sittinsene ”kendim ettim, kendim buldum” deyip dururken kendinden başka daha çok ”suçlu” veya seni suçlu hissettirecek ”başka hainleri” arar durursun!


GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!