1982 Anayasası’nın 67. maddesinde düzenlenmiş olan ”oy kullanma hakkı” Anayasa güvencesi altında iken, halkın (seçmenin) iradesi “serbest mandato” (vekalet serbestliği) üzerinden neden delinir?
Parti değiştiren Milletvekilleri ve Belediye Başkanları;
”Anayasaya göre milletvekilleri, belirli bir partinin veya seçmenin emri altında değil, tüm milletin temsilcisi olarak görev yapar.” hükmü gereği parti değiştirme veya bağımsız kalabilme hakkına sahiptirler ki, Belediye Başkanları içinde benzer durum söz konusudur.
Durum seçilmişler için böyle konforluyken, seçenler için nasıl?
Kullandığı oyu sayesinde seçilenlerin parti değiştirmesi sonucunun doğurduğu hayal kırıklığı, pişmanlık ve öfke…
Seçmenin ”balık hafızası’‘ gelişmediği sürece bu sistem böyle devam eder gider!
Asıl hüsran, oyu sayesinde seçilip sonrasında başka bir partiye geçen Milletvekili’nden veya Belediye Başkanı’ndan dolayı sıkıntı yaşayan seçmende değil…
”A” partisinin adayı iken seçilebilmek için ”B” partisine en ağır eleştirileri yaptıktan sonra ”A” partisinden seçilip, ”B” partisine geçeni kabullenenlerde yaşanması gerekir.
”Daha dün bana ve benim partime ağıza alınmayacak lakırdılarla ateş püskürürken, bugün n’oldu, nasıl bir aydınlanma yaşayıp bizim saflarımıza gelebildin? Bu iş o kadar kolay değil!”… denmediği/denemediği sürece kokmuş olan tuzun kuruyup işe yaramasını beklemek hayaldir.
Seçilmişlerin parti değiştirmeleri ”seçmenin iradesini hiçe saymaksa’‘; parti değiştirenleri kabul edip hatta onları parti değiştirmeye davet etmek veya parti değiştirmeleri için mecbur edici şartları oluşturmak ise kendi partililerine karşı ”kabullenme dayatmasıdır”.
Doğrusu;
Çerkezköy Belediye Başkanı Vahap Akay’ın yaptığı gibi olmalı..!
Kendi partisinde rahatsızlık, huzursuzluk yaşayan seçilmiş Milletvekili/Belediye Başkanı oy aldığı seçmenleri, partililerini ve kamuoyunu en makul biçimde yapacağı açıklama sayesinde haberdar ederek, partisinden istifa edip yoluna en azından bir seçim dönemi bağımsız olarak devam edebilme cesaretini, basiretini gösterip çok önemli büyük bir siyasi gelecek riskini göze alabilmeli.
Aksi halde;
Siyasi partinin ideolojisi, duruşu, esasları, kökleri ve dava adı verilen meşakatli yolundaki taşları düzenlerin iradeleri hiçe sayılıp ”yol geçen hanına” dönüştürülüp isteyenin her an girip çıkabileceği alanlar haline getirilecekse siyasi partiler kapatılsın.
Çünkü mensubiyet şuuru ile kendilerini ”ADAYANLARLA’‘ çıkar/menfaat güderek ”DADANANLAR” arasındaki fark ortadan kalkmış demektir ki öylesi bir ortamdan asla hayır çıkmaz!


BİR MİLLET, DEVLETİ İLE BİRLİKTE UYANDI..!