Biz insanların bağışıklık sistemimiz nasıl zayıflar ve neden çöker?
Doktorlar ve ilgili bilim insanları; ”kronik stres, yetersiz uyku, kötü beslenme, zararlı alışkanlıklar ve bazı bağışıklığı baskılayan hastalıklar (HIV gibi) yüzünden vücudun savunma hücrelerinin yetersiz kalmasıyla gerçekleşir.” diye açıklıyorlar.
Ülkelerin, devletlerin insan vücudundaki işleyişten, düzenden farkı var mı? Yok.
Öyleyse ülkelerin, devletlerin; sistemleri, düzenleri, dirliği/birliği, bütünlüğü, bağımsızlık sistemi, güvenliği ve bilinen her türlü işleyişi nasıl zayıflar ve sonunda nasıl çöker?
Biz, Cumhurbaşkanlığı Forsu’nda olduğu gibi, ortadaki güneşin etrafını çevreleyen on altı yıldızı Türk tarihinde kurulan en bilinen Türk Devletleri’ni bayraklarının veya simgelerinin olduğu ile haklı bir övünce ve gurara sahibiz.
Zaman zaman da aklımıza; ”neden on altı devlet kurmak zorunda kalmışız, neden kurduğumuz bir tane devleti koruyup yaşatamamışız da bir sürü devlet kurmak zorunda kalmışız?” sorusu gelir… Bu sorunun cevabını biz övgüyle, gururla farklı biçimlerde cevaplandırırken diğer taraftan Türk’ün asaletini, azametini ve bağımsızlık inancını, töresindeki istisnasızlığı sindiremeyenler de bu soruyu sözde bizi eleştirmek/yermek maksatlı ”Türklerin devlet yönetmekteki zaaflarını vurgulamak(!)” için yöneltir dururlar.
Her neyse hatırlatıcı dokunuşların ardından asıl konumuza keskin bir dönüş yaparak devam edelim.
Virüsler..!
Genel olarak tarih boyunca Türk Devlet’lerinin içine sızmış olan virüsleri zamanında fark edip ortadan kaldıramadığımız için; ya çok özgüvene dayalı veya bazı hususlardaki tamahkarlıklarımızdan doğan iç yozlaşmalara kurban gittiğimiz için…
Başta Vatikan, İslam’ın kılıcı olarak Hırıstiyanlığın böğrüne dayanıp saplanacağımızı bildiği için…
Gibi tarih ve insanlık önünde bizi haklı çıkartacak dış etkenleri sıralayıp dökebiliriz ki, bu tespitlerin ve nedenlerin her biri gerçektir.
Harici virüsleri kolaylıkla sayabilirken; ya biz, biz kendimizi bu nedenlerin neresine yerleştiririz?
Diğer Türk Devlet’lerinin akıbetlerini hazırlayan, bir diğerinin kurulmasına neden olan bildiğimiz hangi yanlışı, hangi hataları hatta hangi ihanetleri yapmıyoruz?
Hepsini bugünün koşullarına uygun ve günün şartlarının el verdiği ve gerektirdiği biçimde, tarihten hiç ders almamışçasına paşa paşa yaptığımızı kabul ederek başlayalım.
Rüşvet var mı? Var
Torpil, kayırma var mı? Var
Yolsuzluk var mı? Var
Her alanda yozlaşma var mı? Var
Cehalet var mı? Var
Toplumsal tahriklere kapılma var mı? Var
Dedikodu, gıybet var mı? Var
İslamiyetin ve diğer dinlerdeki öğretilerin aksine her türlü yaşam sürdürmeye dayalı inkar var mı? Var
Var oğlu var!
Dış güçler, siyonistler onlar/bunlar/şunlar iyi de; Biz bu sorumluluğun neresindeyiz?
Olanların zekatı kadarını ”VAR!” diye sayabildik.
Olmayanları saymaya cesaretimiz var mı?
YOK!
Çünkü gerçekten sayabileceğimiz ”yok” yok ta ondan sayamıyoruz.
Toplumsal manada ne yapacaksak yapıp aklımızı başımıza devşirip bir an önce başta biz kendimiz olmak üzere içimizdeki virüslerden ”kendimizden” kurtulup; iş insanı, siyasetçi, yatırımcı, eğitimci, bürokrat,gazeteci, akademisyen, işçi, memur, emekli, öğrenci, çiftçi … demeden acı reçeteyi uygulayarak;
Bundan sonraki Cumhurbaşkanlığı Forsu’nda ”o da olabilirse!”on yedinci yıldız olmamak için aklımızı başımıza devşirelim.


BİR ERKEK KARISINI BAŞKA BİR ADAMLA NASIL HAYAL EDEBİLİR? ”ETTİRENE BAK!”