Balkanlar, Osmanlı mirası, ortak tarih ve önemli Müslüman nüfuslar Bosna-Hersek, Arnavutluk, Kosova, Kuzey Makedonya nedeniyle Türkiye’nin geleneksel etki alanlarından biridir.
Ankara burada kültürel, ekonomik ve siyasi bağlarla nüfuzunu sürdürürken, son yıllarda özellikle Gazze Savaşı sonrası uluslararası tecrit baskısı altında İsrail bölgede diplomatik, askeri ve ekonomik açılımını hızlandırdı. Bu hamle, salt ticaret veya teknoloji işbirliğinden öte, Türkiye ve daha sınırlı ölçüde İran’ı dengeleme, Avrupa’da Filistin meselesinde müttefik arama ve ”periferi” stratejisini güncelleme amacını taşıyor.
Sırbistan İsrail’in bölgedeki en güçlü savunma ortağı haline geldi. Elbit Systems ile roket sistemleri, Hermes dronları ve elektronik harp ekipmanlarını kapsayan yüz milyonlarca dolarlık anlaşmalar imzalandı; 2026’da Sırbistan’da İsrail bağlantılı drone montaj tesisi açıldı ve istihbarat paylaşımı protokolleri hayata geçirildi. Belgrad, 7 Ekim sonrası İsrail’e mühimmat ihracatını da önemli ölçüde artırdı. Bu ilişki, Sırbistan’ın Rusya, Çin ve Batı arasında yürüttüğü çok yönlü denge politikasının bir parçası; aynı zamanda Washington’a erişim için bir kapı olarak görülüyor.
Arnavutluk 2. Dünya Savaşı’nda Yahudileri koruma tarihine dayanan bağları ve ABD’ye yakınlığı sayesinde İsrail’le yakın ilişkiler kuruyor. Ekim 2026’da güvenlik, teknoloji, ticaret, tarım ve turizmi kapsayan genişletilmiş işbirliği anlaşması imzalandı; İsrail’den turist sayısı belirgin şekilde arttı. Elbit ile topçu ve drone tedarik anlaşmaları da var. Arnavutluk’un İran’a karşı sert tutumu, bu yakınlaşmayı güçlendiriyor.
Kosova 2020 Washington Anlaşması çerçevesinde İsrail’le karşılıklı tanıma gerçekleştirdi ve Kudüs’te büyükelçilik açan ilk Müslüman çoğunluklu ülke oldu. Vize muafiyeti gibi adımlarla ilişkiler derinleşiyor. Bu pozisyon, tamamen ABD güvenlik eksenine bağlı.
Bosna-Hersek’te Republika Srpska (RS) ve Milorad Dodik ile bağlar ise daha tartışmalı. Banja Luka’da İsrail Ticaret Odası açıldı; Dodik, RS’yi ”Balkanların İsrail’i” olarak tanımlıyor ve Netanyahu’dan destek mesajları alıyor. Bu yakınlaşma, Bosna’nın Filistin tanınması gibi konularda engel yaratırken, ayrılıkçı söylemleri cesaretlendirdiği yönünde endişe yaratıyor.
Türkiye Açısından Etkiler ve Riskler…
İsrail’in bu açılımı, Türkiye’nin Balkanlar’daki konumunu doğrudan etkiliyor. Ankara, Balkan Barış Platformu, yatırımlar, savunma işbirlikleri (Kosova’ya mühimmat ve İHA destekleri, Arnavutluk ve Bosna ile bağlar) ve dengeci diplomasiyle (Sırbistan-Arnavutluk/Kosova arasında) aktif rol oynuyor. Ancak Sırbistan ve İsrail askeri ortaklığı ve Yunanistan-İsrail ekseni, bölgesel güç dengesinde asimetri yaratıyor. RS ile bağlar ise Bosna’nın toprak bütünlüğünü tehdit edebilecek potansiyel taşıyor; Türkiye ise Bosna’nın birliğini ve Boşnak toplumunu destekleyen politikasını sürdürüyor.
Bu rekabet, Türkiye İsrail geriliminin (Doğu Akdeniz, Suriye, Afrika Boynuzu) Balkanlar’a taşınması anlamına geliyor. İsrail, bölge ülkelerinin ABD’ye bağımlılığını ve kendi lobi gücünü kullanarak Filistin meselesinde Avrupa’daki tartışmaları etkilemeyi ve Ankara’nın yumuşak gücünü dengelemeyi hedefliyor. Öte yandan, Balkan ülkeleri kendi çıkarlarına göre hareket ediyor: Sırbistan pragmatizm, Arnavutluk ve Kosova Washington bağı, Boşnaklar ise tarihsel ve kimliksel dayanışma.
Sonuç olarak, İsrail’in Balkan hamlesi gerçek bir stratejik rekabet alanı yaratıyor ancak Türkiye’nin tarihsel, kültürel ve ekonomik avantajları hala güçlü. Ankara’nın tepkisi, abartılı ”kuşatma” söylemlerinden ziyade, yatırımları derinleştirmek, güvenlik işbirliklerini sürdürmek, Bosna ve Kosova gibi hassas noktalarda istikrarı desteklemek ve çok taraflı diplomasiyi güçlendirmek olmalıdır. Bölge, dış aktörlerin sıfır toplamlı oyununa kurban edilmeden, kendi denge mekanizmalarını koruyabildiği sürece istikrar mümkün.


BUNDAN SONRASINI BUNDAN ÖNCESİ İLE ANALİZ ETMEK GEREKLİ…