Son bir kaç gündür; 80’leri sadece vatka, neon renkler eşliğinde kabarık saçlar ve Maddonna tarzından ibaret zannedenlerin veya öyleymiş gibi hatırlayanların postmodern çağın gereği olan ”görünüyorum, öyleyse varım” mantığının gereksiz ancak geçmişe olan özleminin yansıtıldığı akımın gereksiz ve amaçsız çekiciliğini izliyoruz.
Asıl sorun bu nostaljinin barındırdığı yüzeyselliğin farkında olunmamasında yatıyor.
12 Eylül’ün gögesindeki neoliberal dönüşüm krizi eşliğindeki enflasyon, borç krizi ve toplumsal sindirme de o döneme ait gerçeklerle birlikte ülkenin tüketim toplumu haline getirilişi ile nüfus planlaması adı altında üremenin dolayısıyla üretimin önünün alınması da o günlerde kurulan tuzakların sadece bir ayağı olarak topluma dayatılmış algı operasyonlarından birisi hatta en önemlisiydi.
Farklı ve çok daha somut bir tehlike var ki, algı operasyonunun asıl ayağını oluşturuyor.
Bu akımı sıradan aktivite sayanlar eğlence uğruna değişmez olan biyometrik verilerini üçüncü taraf modellere kendi iradeleri ile bilinçsizce yüklüyorlar..!
Şifer değişir, telefon ve numarası değişir fakat yüz değişmez. Yüksek çözünürlüklü portreler dolandırıcılık başta kişi klonlama ve hesap üretme adına sahte içerik üretme gibi tehlikeli alanlara doğal kaynak ve ham madde oluşturulduğunun farkında olan kaç kkişi var veya olabilir?
Ezcümle;
80’ler akımı sosyal medya oyuncağı olabilir. Ancak çağımızın bir kaç önemli açığını da ifşa ediyor; geleceğe güvenmememiz, kimliklerimizi görüntüye indirgememiz ve geçmişimizi elektronik bir filtre olarak tüketmemiz gibi sosyolojik algı operasyonlarına toplum olarak ne kadar açık olduğumuza yönelik raporlamanın başlığını kendi irademizle imzalamış oluyoruz.


”KIBRIS GÖLGE AĞIN İZLERİ” … ”KKTC’DEKİ SİNSİ/DERİN İSRAİL PLANI” 