2025’te, Güney Kıbrıs Rum kesiminde bir dava görüldü. Sanık, İzmir doğumlu bir Türk vatandaşı.
Rumlar ona iftira, şantaj, dolandırıcılık, komplo başlıkları altında tam 242 suçlama yönelttiler.
Türk vatandaşı olan bu adam suçlamalar arasındaki 40 suçlamayı kabul etti ve 5 yıl hapis cezası aldı.
Bu Türk vatandaşı olan şahıs Rum hapishanesinde cezasını çekmeye başlamışken iki ay sonra beklenmedik ve sıra dışı bir olay gelişti ve İsrail Güney Kıbrıs’la temasa geçerek adamın kendilerine teslim edilmesini istedi.
İsrail ve Güney Kıbrıs Rum kesimi arasındaki anlaşmalar gereği adam uçağa bindirilip İsrail’e gönderildi.
İzmir doğumlu Türk vatandaşı, Kuzey Kıbrıs’ta yaşıyor, Rum mahkemeleri tarafından yargılanıyor, sonra İsrail devreye girip Rum kesiminde cezaevine konulan bu adamı alıyor.
Peki bu adam kim?
Kuzey Kıbrıs’ta ne yapıyorken Rumlar onu ele geçirip yargıladılar ve neden hapse attılar?
İsrail neden bir Türk vatandaşı için devreye girdi?
Hikaye 16. yüzyıla kadar gidiyor!
Osmanlı’nın en güçlü döneminde Yasef Nassi isminde Portekiz kökenli Yahudi aileden olan bir adam sahneye çıkıyor. Kanuni ve II. Selim döneminde saraya yakınlaşıyor, banker oluyor, kendisine Kiklad Adaları dükalığı veriliyor. Oysa yasef Nassi’nin asıl hayali/amacı Kıbrıs’ta Osmanlı’ya bağlı bir Yahudi krallığı kurmak!… Ancak adamın bu amacı doğrultusundaki girişimleri dönemin kudretli devlet adamı ve sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa’nın müdahalesi sonrası sonuçsuz kalıyor.
Üç yüzyıl sonra, 19. yüzyılın sonlarında modern Siyonist hareketin lideri Theodor Herzl ve çevresi Yahudiler için kalıcı yerleşim arıyor. David Trietsch Kıbrıs’ın ideal yer olduğunu savunuyor. Filistin henüz gündemde değilken öncelikle Arjantin, Uganda ve Kıbrıs değerlendiriliyor.
Kıbrıs’ın önemi iki temel nedene dayanıyor; coğrafya (Doğu Akdeniz’de, İsrail kıyılarının karşısında, enerji güzergâhlarının kesişiminde) ve dini/stratejik bakış (vaat edilmiş toprak hedefine giden üs olarak görülmesi).
Peki kim bu adam?… sorusuna cevap olarak; Güney Kıbrıs Rum kesiminde yargılanıp hapse atılan ve sonrasında İsrail’in devreye girerek alıp İsrail’e götürdüğü adamın adı Simon Aykut ve AFIK Group!
Bergama doğumlu, Yahudi kökenli, Simon Aykut 1990’ların ortasında işadamı olarak ortaya çıkıyor. 1995’te AFIK Group’u kuruyor. Şirket Türkiye, Almanya, Yunanistan’da faaliyet gösteriyor ama asıl odağı ve faaliyet alanı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.
Oğulları Yakov ve Michael AFIK da işin içinde. Hepsi İsrail vatandaşı. Şirketin sitesinde İsrail, Türkiye, Kıbrıs, Almanya ve Yunanistan’da faaliyet gösterdiği yazılı. İbranice sitesi var, Kuzey Kıbrıs projelerini doğrudan İsrailli müşterilere pazarlıyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Caesar Resort, Caesar Blue, Caesar Beach gibi projeler onlara ait.
2025’te Simon Aykut ve oğulları Güney Kıbrıs yönetimine karşı uluslararası dava açıyor (AFIK vs Cyprus). Davayı İsrail-Kıbrıs yatırım koruma anlaşmasına dayanarak, İsrail yatırımcıları sıfatıyla açıyorlar.
BM (UN) kayıtlarında davacıların bağlı olduğu ülke olarak yalnızca İsrail görünüyor. Kuzey Kıbrıs’ta yabancılara gayrimenkul kısıtlamaları var. Bunu aşmak için yerel ortaklık modeli kullanılıyor; Şirketin yüzde 51’i KKTC vatandaşı biri üzerine yazılıyor, gerçek sermaye ve kontrol yabancı yatırımcıda kalıyor.
Bu sekmede bazı ayrıntıları tekrar hatırlamakta fayda var!
Chabad-Lubavitch hareketi daha geniş bir yapı ortaya çıkıyor.
Chabad-Lubavitch (Hasidik Yahudi hareketi). 18. yüzyıl Doğu Avrupa kökenli. Kurucusu Rabbi Schneur Zalman. ”Chabad” kelimesi hikmet, anlayış ve bilgi anlamına gelen üç İbranice kelimenin kısaltması. Hareket insanları kendine çekmek yerine onların bulunduğu yere gidiyor. Dünyanın dört bir yanına hahamlar gönderiyor, Chabad House’lar açıyor. Menachem Mendel Schneerson (7. ve son rebbe, 1950’lerden 1994’e kadar) hareketi küçük bir cemaatten küresel ağa dönüştürmüş. Bazı üyeler onu Mesih olarak görüyor. Eğitim ve para iki temel unsur. Harvard, Stanford gibi üniversitelerde Chabad merkezleri var. Şehirlere önce haham, sonra ev, ardından okul, sinagog ve sosyal tesisler geliyor.
Kuzey Kıbrıs’a 2000’lerin ortasında geliyorlar. Gerekçe; büyüyen Yahudi topluluğunun dini ihtiyaçlarını karşılamak. 2008’de İsrail doğumlu Haham Haim Hilal Azimov ve eşi Devora, Girne’de deniz kenarında büyük bir villa kiralıyor; burası Chabad’ın Kuzey Kıbrıs merkezi oluyor!
Azimov bu dönemde İsraillileri Kuzey Kıbrıs’tan ev almaya teşvik eden paylaşımlar yapıyor. 2023’te kara para aklama, mafya bağlantıları ve yerel siyasetçilere finansman sağlama iddialarıyla karşı karşıya kalıyor. Askeri bölgelerin etrafındaki arazilerin alımında aracılık ve bölgedeki faaliyetlerle ilgili bilgilerin Mossad’a aktarılması gibi iddialar da var. Şirket ağı ve toprak Chabad’ın gelişinden sonra 100’den fazla şirket kurulduğu, İsrail bağlantılı daha geniş ağda bu sayının 2000 civarına çıktığı iddia ediliyor.
Dikkat!
El değiştiren arazi yaklaşık 25 bin dönüm (bazı kaynaklarda 2500 hektar). 30 bin kişilik bir mülkiyet ağına evrildiği söyleniyor. Odak bölgeler ise İskele, Gazimağusa, Karpaz, Girne, Gaziveren.
Resmi rakamlara göre 2000’den beri İsrail pasaportuyla yapılan gayrimenkul başvurusu 200’ün biraz üzerinde ve üstü örtülü bu operasyonda İsrail 12. sırada. Ancak işlemler pasaporta göre kaydedildiği için çifte vatandaşlık ve yerel ortaklıklarla gerçek tablo çok daha büyük ve çok daha fazla.
Bu gerçek bir operasyon ve Filistin’deki tarihi yerleşim stratejisine tam olarak uygun ve tıpa tıp aynı doğrultuda yürütülüyor!
Toprak alımı → yerleşim → nüfus artışı → ekonomik ve siyasi etki → demografik değişim.
Bu arada Simon Aykut’un Rumlar tarafından neden tutuklandığını belirtmeden geçmeyelim…
Güney Kıbrıs Rum yönetimi, KKTC’yi tanımıyor, 1974 öncesi Rumlara ait olduğunu iddia ettiği arazilerin satışını yasadışı gördüğü için Simon Aykut’u da o nedenle yargılayıp hapse atıyor.
Joseph Nasi’den Herzl’e, Simon Aykut ve AFIK Group’tan Chabad ve Haim Azimov’a, şirketlerden vatandaşlıklara, binlerce dönüm araziden mega projelere kadar parçalar bir araya geldiğinde farklı bir tablo ve nasıl bir amaca yönelik planlı bir refleks olan sinsi girişim ortaya çıkıyor değil mi?
Ezcümle!
İçerideki kısır çekişmelere yoğunlaşıp işi magazin boyutundan, sidik yarışından ve senlik benlik kısırlığından çıkartmamızın, çok daha önemli ve gerçek ulusal sorunlarımıza eğilip önce kendimizi ardından da çevremizi böylesi önemli konulara yönelterek milli şuurumuzu gerektiğinde çok daha haşin ve çok daha anlamlı kılmamızın zamanı gelmedi mi?
Düşman uyumuyor.
Biz uyursak ÖLÜRÜZ!
NOT: Eyvallah!… Safvan Allahverdi… Hakkını helal et! Emeğine sağlık ve bize bu imkanı sağladığın için sonsuz teşekkürler.
Bu yazının temel dayanağını oluşturan bilgilendirmeler ve detayların notları kendisine aittir. Safvan Allahverdi’nin YouTube kanalındaki anlatımından yola çıkarak onun analiz, tepit ve detaylarını sadece kaleme döktük. Tüm tespitler, araştırmalar ve bilgiler hatta yazının başlığı dahil olmak üzere kendisine ait olup tümüyle onun emeğinin ürünüdür. Mevzubahis olan ve bizim amacımız kendisinin bu duyarlılığını daha geniş kitlelere ulaştırmaktır.


ERKAN MUMCU’NUN O TARİHİ KONUŞMASI, YAKIN GEÇMİŞTEN BUGÜNE VE UZAK GELECEĞE …