Türk Milletine en büyük ihaneti; aydın/aydınlıkçı/ilerici/batıcı geçinip soluculuk adı altında çaresizliği, yokluğu/yoksulluğu, emeği/emekçiyi duygusal manada sömürüp kendileri emperyalizmin kucağının konforuna kurulup ahkam üstüne ahkam keserken alttan alttan cukkalarını dolduranlarla, İslam’ı bir tas çorba/bir hırka diye empoze edip diğer taraftan Müslüman’ların inanç temelli duygularını sömürerek farklı farklı alanlarda holdingeleşen guruplar hep birlikte gerçekleştirdiler.
İstisnalar mı? Var tabi. Onlara adanmışlar diyoruz. Fakat bizim tanımladıklarımız; milletin duygularına, algılarına, beklentilerine, hassasiyetlerine dadanmış olanlar.
Yazar çizer tayfası başta 20. Yüzyılın başından itibaren kimin atına binerse onun düdüğünü öttürüp üç kuruş karşılığı karakterlerindeki fırıldaklığı kalemlerine zenne becerisinde yansıtan sayısız gazeteci görünümlü dadanmışların eşliğinde semiren sayıları ve kimlikleri açık kaynaklardaki vesikalarda yer alıp 1. Meşrutiyetin ilanından bu yana siyasetin antin kuntincileri ve bu sayede kendilerine inanmanın ötesinde biad edenleri sömüren kesim;
Doğru söyleyeni, gerçekleri dile getirenleri, dünden bugünün koşullarıyla geleceği öngörerek yorumlayanları, kendilerine sevimsiz gelip tekerlerine çomak sokanları; basın camiasında, akademik alanda, siyaset mecrasında, edebiyat/şiir gibi kültürün ve sanatın tüm dallarında barındırmayanlar yine bu dadanmış güruhtur.
Kendi yargılarını, kendi mahkemelerini tesis edip kendi yargıçlarını, kendi hakimlerini sahaya sürerek ele geçirdikleri dönem avantajını yine kendi çıkarları adına kendileri için avantajları doğrultusunda organize ettiler.
Mafya oluşumlarını dahi hemşehricilik bağları üzerinden kendi çıkarları adına kullanabilmek için koruyup kolladılar.
İdeoloji, inanç gibi toplumun hassasiyetleri umurlarında bile olmadı.
İşçi/emekçi hakkı adı altında emperyalistlerden elde ettikleri ayrıcalıklar ve bir kaç bin dolar karşılığı sendika ağalığı düzeni üzerinden yıllarca ”GREV/HAK/HUKUK/EŞİTLİK” adı altında ülkenin sanayileşmesinin üretiminin baltalanması da bu dadanmışlar eliyle gerçekleştirildi.
İletişim çağı ve tüketim toplumunun beslendiği yozlaşma sahasının ”tatmini imkansız tahriki” sayesinde geliştirilip Türk halkının üzerine balık ağı gibi serpilen tuzak…
Mal meydanda!
Diziler, yarışma programı adı altındaki duygu sömürüleri, sinama filmlerindeki sinkaflı diyaloglar üzerine kurulu sözde mizah adı altında topluma empoze edilen yozlaştırma operasyonlarının sahaya sürüldüğü talk show ve stand up gösterileri…
Medya operasyonları;
Toplumun bölünmesi için paha biçilmez hali; Hangi kesim kendisini tuzağına düşürmüş dadanmışların kanallarını izlerse oradaki ”medya maymunlarının” empozeleri ile biraz daha batağa/cehalete ve köleliğe biraz daha sürükleniyor.
Ezcümle;
Dönem öyle bir dönem ki, kendi analizlerimizin, kendi teşhislerimizin ve salt kendi öngörülerimizin ötesindeki hiç bir algıya/hiç bir öneriye aldırış etmeksizin salt analetik zekamızın doğrultusunda, duygusallıktan uzak gerçeklerle bezenmiş çıkarımlarımızla haraket etmek ve o bağlamda varlığımızı sürdürmek zorundayız.


”KIBRIS GÖLGE AĞIN İZLERİ” … ”KKTC’DEKİ SİNSİ/DERİN İSRAİL PLANI” 