Yıllardır yazmaktan parmaklarımız çürüdü. Konuşmaktan dilimiz damağımız kurudu. Anlatmaya çalışmaktan hafsalamız isyan etti.
Anlatamadık!
Evelerimizin oturma odalarında konuşlanmış, ”sabah kuşağı” adı altındaki savaşın yarattığı toplumsal tahribatı.
Anlatamadık!
Diziler sayesinde çatara patara adam öldürülen mafya dizilerinin, gençler arasında yarattığı yozlaşmanın erişebileceği toplumsal tehtidin yol taşlarının döşnediğini.
Anlatamadık!
Filmlerdeki ”ana avrat küfürlü diyalogların” sanat adı altında toplumun her kesimini zehirleyip ahlaki erozyonu tetiklediğini.
Anlatamadık!
”Gerçek hayattan uyarlanmştır” ibaresi eşliğinde jizofren, sosyopat tiplerin sözde psikolojik tedavi süreçleri diye uyarlanmış masal tadında, bizim oturma odasındamızda yine bizim aile kurumumuza en güçlü silahla saldırıldığını.
Anlatamadık!
Yüzyıllardır aynı yerden sürdürdükleri saldırılarını, bizim evlerimizin oturma odalarını sıklet merkezi olarak belirleyip bu savaşı Türk aile kurumunu yıpratma konsepti üzerinden devam ettirdiklerini.
Anlatamadık!
Sosyal medya denen canavarın maksadı dışında ve gereğinden fazla, ifrazata yönelik kullanıldığında sapkınlıkların, dejenerasyonun erişeceği boyutları.
Anlatamadık!
Küçük kız çocuklarını, süsleyip püzleyip makyaj yapıp; fenomen olmak peşinde koşan annelerin kendi elleriyle çocuklarını uluslararası pedofili çetelerinin kataloğuna bilmeden kaydettirdiklerini.
Anlatamadık!
Yurt dışında hazırlanmış sözde yarışma programlarının formatlarının dahi; Türk aile yapısının temeline döşenen en etkili mayın olup, evlerimizin oturma odalarına yerleştirildiğini.
Anlatamadık!
LGBTİ denen oluşumun hakla, özgürlükle, bireysel cinsel tercih belirleme amaçlı bir yapı olmayıp, erkek/kadın/çocuk/genç/yetişkin ayırt etmeden toplumsal spkınlığı teşvik ettiğini, temsil ettiğini. ”Onları anlıyorum ve saygı duyuyorum” diyen birine ”senkaç kere kendini becerttirdin de anlayabiliyorsun. Oğlun veya kızın hatta torunun ibne/lezbiyen olursa yine de anlayacak mısın?” diye sormak gerektiğini.
Sonuç?
Üstad Arif Nihat Asya‘nın dediği gibi;
”Bize bir nazar oldu Cumamız Pazar oldu. Ne olduysa hep bize azar, azar oldu”…
Şimdi hem çuvaldızı, hem iğneyi batıracağımız yer aynı!
İmamoğlu, çalmış çırpmış. CHP öyle yapmış. AK Parti şöyle yapmış. Özgür Özel şunu demiş. Belediye başkanları çalıyorlar mış. İran füze fırlatmış. Trump onu demiş. Epstein adasında fantiri finton işleri olmuş. Dolar almış başını gitmiş. PKK-PYD. Suriye, Ukrayna… derken Türk halkı bunaldı. Türk milleti usandı.
En güncel olanı, en bilineni, tarifi en kolay olanı;
Türk milleti, Galatasaray/ Fenerbahçe üzerinden oluşturulan kutuplaşmaların kısır döngüsü içinde dahi yıpratılarak yoruldu, yorgun düşürüldü.
Kazanmamız gerken siyasi yarışın çok ötesinde, kazanmamız gerken seçimin çok çok ötesinde; Kazanmamız gereken asıl savaş var!
Türk halkı, ekonomik dar boğazın toplum üzerinde yerattığı etkilerinin tamamını yukarıda bahsettiğimiz alt kültüre en kolay ve en tesirli biçimde etki edebilen, evlerinin oturma odalarına yerleştirilmiş en tesirli silah sayesinde atmaya yönlendirildi.
Sosyal medya başta olmak üzere yaş kısıtlaması neden getirilmez?
Dizi, film, gösteri sektörüne neden ahlaki değer sınırlaması getirilmez?
Getirilir getirilmesine;
Kendilerine muhalefet süsü verip sözde ”toplum adına özgürlük savunuculuğuna, meşrutiyetçiliğe” soyunmuş bir kesim ortaya çıkıp bunu siyasi ikbali için alehte kullanmaktan imtina etmeyecekse…
İktidar, sürekli tahrik edilen Türk toplumuna tatmini sunmakta yetersiz kaldığını hissettiği zamanlarda yine yukarıda bahsettiğimiz ve Anlatamadık! diye dert yandığımız başlıkların içeriklerini toplumu ”oyalama” ”avutma” ”meşgul etme” temel sorunlardan ”uzaklaştırabilme” aparatı olarak görmezse…
Haydi o zaman;
Hababam Sınıfı’nda, namı değer ”Kel Mahmut” Mahmut Hoca’mızın, velilere verdiği derste söylediklerini hatırlayalım ve kendimize karne verelim.


GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!