Siyasi parti, aynı siyasi görüşleri paylaşan bireylerin, ülkenin yönetiminde söz sahibi olmak üzere kurdukları örgütlerdir.
Değişen dünya şartlarına göre ülke meselesine bakış açıları zaman içerisinde revize edilebilsede genel görüşlerde değişim olmaz. Siyasi parti seçmenleri de, bu paralelde düşünerek hareket ederler. Seçmenin bakış açısının oluşmasında parti yönetiminin etkisi büyüktür. Çoğu zaman birbiri ile çelişmeyecek düşüncelere sahiptirler. Bu kısa girişten sonra, parti ve seçmenlerin düşünce ve davranış yapılarını incelendiğinde, özellikle Cumhuriyet Halk Partisinde çok ilginç yaklaşımlar görülmektedir.
CHP, kurulduğu koşullar itibarı ile tek parti yönetimini uzun yıllar sürdürmüştür. Bu dönemin uygulamaları ile çok partili sisteme geçtikten sonraki CHP örgütü ve seçmenin tercihleri tezatlar ile doludur. Biraz örnekler ile anlamaya çalışalım. CHP ve seçmeni doğal olarak Atatürk ve İnönü’yu çok severler.
CHP teşkilatları ve seçmeni arasında Alevi vatandaşlar önemli bir yer tutar.
Ama bu seçmen kitlesi nedense 1937-1938 yıllarında kendi deyimleri ile CHP’nin yaptığı “Dersim Katliamı” nedeni ile partilerine hiç eleştiri yapmaz ve her seçimde oylarını verirler. Siz, hem bize katliam yapıldı diyeceksiniz hemde sizi katledenlerle birlikte siyaset yapacaksınız.
Bir başka örnek verecek olursak. Her zaman, Türkiye de düşünce özgürlüğünden en çok söz eden kesimin, kendilerini solcu olarak ifade eden, CHP kitlesinin olduğunu söyleyebiliriz. Yine bu kitle istisnasız Nazım Hikmet hayrandır. Oysa Nazım Hikmet’in hayatına baktığımızda CHP döneminde en ağır zulümlere maruz kaldığını görüyoruz. Atatürk’ün ölümünden kısa süre sonra cezaevine konan Nazım Hikmet, İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı süresinde 28 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve 4 şehirde 12 sene boyunca hapiste kaldı. Nazım Hikmet’in hapis yattığı dönemde kayıt ve karar defterlerine, cezaevlerinden gelen binlerce dilekçenin kayda geçirildiği halde Nazım Hikmet’ in dilekçesinin kayıtlara dahi alınmadığı bilinmektedir. Nazım Hikmet cezaevinden, Adnan Menderes’i, 15 Temmuz 1950’deki genel af kanunu ile çıkarak Sovyetler Birliği’ne gitti ve Türk vatandaşlığından çıkarıldı.
Bu dönemden sonraki hayatını Sofya, Varşova ve Moskova’da geçirdi. AK Parti hükümeti 2009 yılında vatandaşlığını geri vererek iadei itibar yaptı. Nazım Hikmet’i çok seven sol seçmenin, Nazım zulmeden CHP anlayışına sahip çıkması, ama nazım’a özgürlük ve iadei itibar veren sağ partiyi tercih etmemesi ne büyük çelişki değilmi?
Yine CHP’li sol seçmenin çok fazla itibar ettiği bir başka aydının hikayesi ve aynı seçmen kitlesinin bakış açısı çok ilginçtir. Sabahattin Ali, CHP’yi şöyle eleştiriyordu: “Yıllardan beri arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları, memleketin dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülemeyen cinayetler, millet malı soygunculukları alıp yürümüştür. Öte yanda, millet kara sabanın arkasında donsuz didiniyor. Bu gidişatın sonu hayra çıkmaz.” Bu eleştiriler üzerine o günkü CHP yönetimi Sabahattin Ali’ye düşman olmuştur. Yaşadığı baskılardan kaçmak isteyen Sabahattin Ali, Bulgaristan sınırında 2 Nisan 1948 yılında öldürülmüştür. Sabahattin Ali’yi CHP’nin öldürdüğünü herkes bildiği gibi Kemal Kılıçdaroğlu’da bunu itiraf etmiştir.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan. 1972 yılında idam edilen üç gencin ölümlerinin üzerinden 50 yıl geçti.
Ama CHP ve Türk solu her ölüm yıl dönümünde bu insanları anmaya devam etti.
Son sözleri, tam bağımsız Türkiye olan bu gençlerin idam edilmesi oylanırken, adalet partisinin oyları yetmedi. Kabul için idama evet diyen Adalet Partisi’nin milletvekili sayısı yetersiz kaldı. Eksik olan sayı 28’di. Bugün her fırsatta Deniz Gezmiş’i referans alan CHP’nin, o dönem Meclis’te olan milletvekillerinden 30 kişi idamlara evet yönünde oy kullanmış, 52 CHP’li milletvekili ise oylamaya katılmayarak bu üç genci idama götürmüştü.
Bunlar gibi birçok örnek vermek mümkün.
Galiba CHP kitlesinin “celladına aşık olmak” gibi bir özelliği var.


BİR FOTOĞRAF BİN KAPIYI AÇAR..!
GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!