Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, katıldığı bir televizyon programında”Sonu Menderes’e benzemesin” sözleriyle kendisini hedef alan CHP Grup Başkan vekili Engin Altay’a sert tepki gösterdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP gurup başkan vekili Engin Altay’ın yakışıksız benzetmesine yönelik cevabında şu sözlere yer verdi.
“Şimdi bir ahlaksız benim de akıbetimin Menderes gibi olacağını söylüyor. Be ahlaksız, biz kefenimizi giyerek yola çıktık. Ölümden korkmadık. Bu yolculuğumuzu böyle devam ettireceğiz. Siz, zaten ‘ölüm’ dendiği zaman kaçacak delik arayanlardansınız. Menderes’in akıbetinden hoşnut mu oluyorsunuz, memnun mu oluyorsunuz? Çünkü o akıbeti hazırlayanlar da sizdiniz. Şimdi bize de aynı akıbeti mi hatırlatıyorsunuz? Boşuna uğraşmayın, evelallah biz bunların hepsine hazırız. 15 Temmuz’da bunu gördük ve 15 Temmuz’u hazırlayanlara bu ülkeyi mezar ettik, mezar.
“Dün gece hem bir bakanlığımızı ikiye böldük, 3 yeni bakan ataması yaptık. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanımız ile Zehra Zümrüt Selçuk ile Ticaret Bakanımız Ruhsar Pekcan’a hizmetleri için teşekkür ediyorum. Kabinimizde birlikte mesai yürüteceğimiz Derya Yanık’a, Vedat Bilgin’e ve Mehmet Muş’a başarılar diliyorum.
Artık Genel Merkezimiz de Kabinemiz de tüm teşkilatlarımızla 2023’e odaklanmamız gereken döneme girdik. 2001 Ağustos ayından bugüne kadar nice badirelerin üstesinden geldik, nice hizmetlere imzamızı attık. Geride bıraktığımız 20 yılda kuruluş döneminden sonra Cumhuriyet devrinin en verimli, en üretken, en çok mücadele yaşanan dilimi bu 20 yıldır. Son grup toplantımızda kazandırdığımız hizmetleri anlatmıştım. Türkiye sanayide dışa bağımlı olduğu dönemde en küçük aksilik ülkenin tökezlemesine neden oluyordu.
Ticaretimizin derinliğinin sığ olduğu dönemde yatırım ve üretime dayalı uzun süreli yatırımlara cesaret edilemiyordu. Tarımda kendimize yeterli olduğumuz söylenirken, niye ihracat yapmadığımız akıllara gelmiyordu. Ülkemizin çok küçük dalgalanmalar karşısında bile siyasi ve ekonomik krizler geçirme riskleriyle karşı karşıya kaldığı günler geçirdik. 1970’li yıllarda idolojik kamplaşmalarla kardeşi kardeşe kırdırmaya kalktılar. 1990’lı yıllarda aynı oyunu kökenler üzerinden tekrar sürdüler. Bu arada ekonomiyi de boş bırakmadılar. 1994 yılında ülkemizi büyük bir krize sürüklediler.
2001 yılında kendi iç dinamiklerimizi kullanarak yeni bir krizi başımıza musallat ettiler. Ey Kılıçdaroğlu hafızanı yokla varsa; bu dönemin baş aktörleri şimdi bize karşı kampanya yürüten CHP yöneticileriydi. Biz böyle bir Türkiye’yi devraldık. Ülkede güven ve istikrarı tesis ederek demokrasi ve kalkınma hamlesini başlattık. Kasım 2002’den beri neler görmedik, neler yaşamadık ki. Kapatma davasından gece yarısı bildirilerine kadar pek çok hukuksuz, ahlaksızlıkla karşı karşıya kaldık.
Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde verilip tutulmayan sözler başta olmak üzere uluslararası riyakârlıkları da bunlara eklememiz gerekiyor. Rabbimize olan teslimiyetimiz ve milletimizden aldığımız güçle, bu baskıların hiçbirine boyun eğmedik, dik durduk, çareyi hep milli iradeye gitmekte aradık. Hamdolsun, her seferinde de milletimiz bizi bağrına bastı, daha güçlü bir şekilde “yola devam” mesajı verdi. Vesayet güçlerinin 1950’den beri uyguladıkları yöntemler işe yaramayınca, bu defa daha sinsi, daha alçakça yöntemleri devreye soktular.
Gezi olaylarıyla sokakları kaosa sürüklemeye, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbesiyle milli iradeyi hançerlemeye kalktılar. Bunlar yetmeyince, PKK’dan DEAŞ’a ve FETÖ’ye kadar, iplerini ellerinde tuttukları tüm terör örgütlerini üzerimize saldılar. Ardından da tarihimizin en acı hadiselerinden biri olan 15 Temmuz darbe girişimini yaşadık. Her saldırıya cevabımızı geriye çekilerek değil, daima ileriye atılarak verdik. Meclis’te Cumhurbaşkanı seçmemizi engellemek istediler, Cumhurbaşkanının seçimini doğrudan halka devrettik. Bürokrasiyi ve mevzuatı kullanarak elimizi kolumuzu bağlamak istediler, yönetim sistemini değiştirerek milli iradenin üstünlüğünü güçlendirdik. Ülkenin meşru idaresini yıkmaya kalkan darbecileri, milletimizle birlikte kısa sürede bozguna uğrattık. Terör örgütlerinin başını, sadece sınırlarımız içinde değil, sınırlarımız dışındaki asıl kaynaklarında da birer birer ezdik, eziyoruz.
Gezi olaylarından en son Karabağ’da Azerbaycanlı kardeşlerimize verdiğimiz desteğe kadar, tüm bu süreçlere hep, ekonomimize yönelik tehditler de eşlik etmiştir. Faizden döviz kuruna, borsadan enflasyona uzanan pek çok sorun, bu süreçle paralel olarak can yakıcı hale gelmiştir, getirilmiştir. Türkiye, makroekonomik dengeleri gerçekten sağlam olduğu için, son 8 yıldır yaşadığı tüm gizli-açık saldırılara rağmen ayakta kalmayı, istikrarını korumayı başarmıştır.
Allah göstermesin, 2002 öncesi Türkiye’sinin siyasi, sosyal ve ekonomik ikliminde bu tür saldırılarla karşılaşmış olsaydık, ülkemizin nasıl bir duruma düşeceğini tahayyül etmek bile istemiyoruz. Ülkemizin ödediği bedellerin sebebi; egemenliğini, istiklalini, istikbalini, milli iradenin üstünlüğü ilkesini, bölgesindeki hak ve menfaatlerini koruma azmini, aksi yöndeki dayatmaların önünde tutmuş olmasıdır.
Şayet vesayete teslim olsaydık, darbelere boyun eğseydik, terör örgütlerine eyvallah etseydik, dış telkinlere kayıtsız şartsız uysaydık, belki bu baş ağrılarının hiçbirini çekmeyecektik. Ama o zaman da başımız dik şekilde yaşayamaz, milletimizin yüzüne bakamazdık. Ben huzurunuzda Dışişleri Bakanıma da Yunan Dışişleri Bakanı karşısındaki sözleri için teşekkür ediyorum. Çünkü bizim milletimiz asla, boynunda böyle bir esaret zinciriyle yaşayabilecek bir millet değildir. Evet, gerekirse baş verip baş eğmeyen bir millet olarak, tarihimizin her dönemi gibi, bugün de önceliğimiz istiklalimizdir. Sahada terör örgütlerine, uluslararası alanda müstemlekecilere karşı verdiğimiz mücadeleyi, ekonomide de faiz-kur-enflasyon şer üçgenine karşı yürüttük.
Bu mücadeleden dolayı bizi suçlayanlara soruyorum: Ne yapacaktık, böyle davranmayıp da, başımıza gelenlere rıza mı gösterecektik? Şanlı 15 Temmuz kıyamını adeta cezalandırmak için başlatılan ekonomik saldırıya seyirci mi kalacaktık? Ağustos 2018’de Amerikan yönetiminin açıkladığı haksız yaptırım kararının ardından yaşanan kirli gece yarısı saldırılarına seyirci mi kalacaktık? Son olarak, dünyayla birlikte ülkemizi de etkileyen koronavirüs salgınının yol açtığı sıkıntıları ekonomik virüsle taçlandırma gayretlerine seyirci mi kalacaktık?”


NKÜ ARAŞTIRMA HASTANESİNDEKİ ‘SKANDAL’ ÖRTBAS EDİLEBİLİR Mİ?
GENEL CERRAH DOÇ. DR. SAMİ AÇAR HAKKINDA ŞOK EDİCİ İDDİALAR…
Sahada Güvenliğin Yüzü: Ahmet Metin Turanlı ile Tekirdağ’da Yeni Bir Dönem”
MUHTAR DENİZCİ : DEĞİRMENALTI DERESİNDE EKOLOJİK SİSTEM BİTMİŞ
Kadınlar Tekirdağ’dan haykırdı!
SEÇMENİN GÖKHAN SAYGI’NIN SAMİMİYETİNE GÜVENİ TAM
AK PARTİ’DE ADAYLIKLARI KESİNLEŞEN İSİMLER…