Gölgelerin yanıltıcı özellikleri;
Platon’un ”DEVLET” adlı eserinde, eğitimin ve eğitimsizliğin doğanın üzerindeki etkisini karşılaştırmalı olarak sunduğu ”MAĞARA ALEGORİSİ” nde…
Mağaralarda tutsak edilenlerin tüm gerçekliği ve hayatın özellerini duvarlaraki gölgeler olarak algılamalarının sonrasında özgürlüklerine kavuşan bazılarının gerçek hayata döndüklerinde farklılıkların algısal olarak değişkenliği ile karşılaştıkları bocalamaları anlatılıyor.
Siyasi veya ideolojik tercihlerde köktencilikle bağlılığın sonucu bağnazlık ölçütlerindeki bağımlılığa dönüştüğü günümüz koşullarında Platon’un ”MAĞARA ALEGORİSİ” ile yüzleşmemiz gerekiyor.
Neden?
Çünkü her zaman gerçeğin gerçekliğini yansıtmayan yanılsama ve algı dünyasını temsil eden ”MAĞARA ALEGORİSİ” Türk toplumu üzerinde ustalıkla ve kusursuzca işletilen bir yöntem de onun için!
Platon’un tasvir ettiği o mağarada tutsak edilenler biz, mağaranın duvarlarında görmemizi sağladıkları ise algılar üzerinden yönlendirildiğimiz o veya bu nedenle bağımlısı olup terk edemediğimiz algılar.
O gölgeler ki, duyularımızla algılayabildiğimiz gerçekliğin çarpıtılmış ve bulanık kopyalarını temsil ediyorlar.
Karşılığında ‘aydınlanma’ reddiyeciliğimizle devam eden bağnazlık boyutunu işlettiğimiz, bizi kodlayanlara sunduğumuz sırf inat üzerine kurgulanmış sonsuz hizmetimiz onların emirlerine amede oluyor.
Aydınlanma mı ne?
Yine Palton’un ”MAĞARA ALEGORİSİ’‘ üzerinden devamla; ”Güneş’in altındaki nesneler yalnızca akıl yoluyla algılayabildiğimiz nesnelerin gerçek formlarını temsil eder.” tanımıyla bahsedildiği üzere aydınlanmayı ”GÜNEŞ” olarak tarif edelim.
Beyinlerimizin, akıllarımızın analitik zeka üzerinden tanımlamaya muhtaç olduğu gerçeklikleri red etmeksizin olgularla donanımını sağlamamız gerektiği gerçekliğini kabul ederek başlayabiliriz.
Duygularımızın sinir uçları tarhrik edilerek hamaset sayesinde hapis edildiği mağaralardan ve orada gördüğümüz gölgelerden kurtulabilmemizin yegane yolu;
Bizi onların aydınlatabileceklerine inanıp beyinlerimizi duygularımız sayesinde esarete uğramasının önüne geçmemizdir.
Gerçeğe dönüşümüzün ispatı; ”MEHTER MARŞI”.dır!
İlerici, gerici, yobaz, aydın, bağnaz, sağcı, solcu, dindar olan olmayan hepimiz…
En büyüğünden en küçüğüne özellikle spor müsabakalrında elde ettiğimiz milli başarı karşısında; ne o marş ne bu şarkı veya şu türkü umurumuzda olmaksızın direk, İzmir’in dağlarından, çırpınan Karadeniz’den her yerden akın akın Mehterin kopuzunun vuruşu ile birlikte, ”CEDDİN DEDEN NESLİN BABAN” diye avaz avaz sokaklara fırlıyoruz ya hani… işte o an mağaradaki gölgelerden kurtulduğumuzun ispatıdır.
Haydi o zaman..!


GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!