Kurtuluş Savaşı ile elde ettiğimiz Edirne’den Kars’a kadar olan dağ, toprak, taş, göl, ova, boğaz, vadi gibi jeolojik kazanımımızı; tam bağımsızlığımızın teminatı olacak jeopolitik kazanıma siyasi coğrafya, teknoloji, sanayi, eğitim, kültür, ekonomi gibi alanlara evirmemize izin vermeye niyetlerinin olmadığını, Churchill’in, ”Türkiye solarsa sulayın, büyürse budayın” cümlesinden, Türkiye hakkında izleyecekleri/izledikleri politikayı net biçimde anlayabiliyoruz.
Daha öncesi yok mu?
Tabi ki, var!
Ancak öncesini anlamak için bugünden düne bakıp, tersine tarih bakış açısı ile konuyu daha net anlayabiliriz.
Jeopolitik olarak kazanım adına attığımız her adım öncesi hep durdurdular. ”Siz sadece jeolojik olarak kalın” dediler. Ve konuyu sürekli olarak içerideki siyasi kargaşaya, siyasi çekişmeye entegre ederek, amacı halk arasındaki karşılıklı parti yarışına endekslediler.
Oysa yenilmesi gereken bir siyasi parti değil, bir sistemdi.
Parti kavgasından göremediğimizin, seçim kazanmak olmayıp aslında bir savaş kazanmak olduğunun farkına varamadık. Ne için? Kan emici emperyalist vampirlerin can damarımıza batırdıkları adına medeniyet dedikleri o tek dişi kökünden sökerek ve Edirne/ Kars arasındaki kanla kazandığımız jeolojiyi güçlü bir jeoplolitik güce çevirmek için.
Masonların, özgürlük, eşitlik, adalet, meşrutiyet (demokrasi) gibi süslü ve aldatıcı kavramların arkasına sakladıkları asıl maksatlarını hala daha göremeyen, görmemek adına direnen yüzdesi malum kitle bu ayrıntıları keşke araştırmaya, öğrenmeye, analiz edebilmeye eğilebilseler;
Konformist localarından ayrılıp, dün olduğu gibi bugün de; ”Hürriyet ilan edeceğiz” diye atıp tutanların, ”hürrüyetimizin ırzına geçmeyi” amaçlayanların içimizdeki aparatlarını, maşalarını teşhis edebilseler.
Nasıl mı?
Yukarıda söz ettiğimiz; Bizi tekrar ve yeniden, iç siyasi çekişmelere parti kavgalarına ve seçim kazanmaya odaklı olan parlamenter sisteme geri döndürme vaatlerini birinci sıraya oturtmuş olanların hangi mahfillerin, hangi odakların beslemeleri olduklarını anlamaya çalışmak gibi!
Hangi dış güç? Dış güçler mi var?
Yoksa; Neden ikide bir İngiltereye gidip, bankerlere uluslararası tefecilere, ”mevcut iktidarı devirmek, yıpratmak için ekonomik baskıları arttırın.” diye kapı kapı dolaşıyorlar? Bu yakarışları, bu yalvarmalarını kime/kimelere yapıyorlar, kimlerden yardm dileniyorlar? İstekleri gerçekleşmediğinde kimlere sitem ediyorlar?
Geçmişten bugüne değil, bugünden düne analiz ederek geleceğimize projeksiyon tutalım. Bu Türkiye için, bizim için çok kıymetli bir avantaj.


GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!