HDP… PKK… DHKP-C… YPG… FETÖ… ESED… RUSYA… ABD… İSRAİL… YUNANİSTAN… BİDEN… DAEŞ… ERMENİSTAN… MASON LOCALARI… AB ÜLKELERİ ile birlikte bunların tamamının fonladığı, donattığı içerideki MÜMESİLLERİ;
Hepsi tek ağızdan ”TAYYİP GİTSİN!” diyorlarsa,
Bunun altındaki temel noktayı, hepsini aynı hayalde ve canhıraş beklentide bir araya getiren ORTAK AMACIN ne olduğunu anlayamayacak kadar GERİ ZEKALI olunmaz, olunamaz.
Siyaset, muhalefet, Atatürkçülük, Kemalizm, laiklik, ekonomi, ilerici gerici, aydın… Bunların hepsi içerideki mümesillerinin eliyle ve diliyle Türk kamuoyunda yaygarası yaptırılan algı operasyonundan başka bir şey değil.
Dikkat!
Yüz yılardır işlettikleri tezgah arada sırada revize ettikleri bugünkü tezgahın aynısı. Aktörler değişse bile faktörler değişmiyor.
Atatürk‘ü de şehit edenler bunlardı, Adnan Menderes‘i de, Özal‘ı da; Hatta Genç Osman‘la başlattıkları cinayet serilerini Abdülaziz‘le devam ettirdiler. Dersek kanaat getirmeyen ”yobazları” kısa bir tarih araştırması zahmetine sokmuş oluruz ki, bunun beyhude olacağından eminiz.
Ancak biz bu ”yobazlara”; Arıların, sineklere balın boktan daha iyi olduğunu anlatmaya çalışmakla vakit kaybetmeyerek bal üretmeye devam etmeleri gibi muamele ettikçe onlar gerçek MİLLİ GÜVENLİK SORUNU halini almaya devam ediyorlar ki, bu durum ülkenin bekasını tehdit eder duruma doğru hızla ilerliyor.
Girizgahta ”TAYYİP GİTSİN!” diye tek amacın etrafında bir araya gelenlerin başına, arasına veya sonuna kendi isimlerini de ekleyecek olanları, ”GERİ ZEKALI”lığın ötesinde bir tanımla adlandırarak çağırmak yanlışlık veya haksızlık olmayacaktır.
O listenin bir yerine kendi ismini iliştirecek olanlar;
Buyursunlar(!)
Dün Abdülhamid‘e yönelik başlatılan ve yürütülen ”kumpas”, bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a yönelik tıpatıp uygulanıyor.
Abdülhamid Han, tahta çıkışından beş yıl sonra devlete gerçek manada hakim olup devletin borçlarını ödemeye başlayarak ve yerli ve milli kadroları etkili görevlere atamaya yöneldiğinde ki, tarih 1881‘i göstermektedir; işte o tarihten itibaren başlatılan kumpasların ardı arkası kesilmedi.
1896‘ya gelindiğinde ise artık Abdülhamid‘siz bir Osmanlı gerekiyordu!
Alman, İngiliz ve Fransa basınında ve onların Osmanlı’daki fonladıkları basın da ”istibdatçı Abdülhamit” başlıkları atılmaya başlanmıştı.
*1896 tarihli Meşveret mecmuasında; ”Avrupalılar bize değil, istibdatçı Abdülhamid’de karşılar. Bizi seviyorlar. Abdülhamid’in bedeni ortadan kalkarsa hep birlikte bize karşı muhabbet besleyecekler ve bunun için Abdülhamid’den kurtulmamız lazım” başlığı yer alıyordu.
*1897’de Basel’de toplanan Siyonizm Kongresinde ise Abdülhamid’den kurtulmak için Osmanlı’da bazı gazeteler kurdurulması ve onları Abdülhamid’le halkın arasına sokulması kararı alınıyordu.
*Yine 1897’de busefer Mizan gazetesinin başlığında; ”Artık Abdülhamid’in bir meştuiyeti kalamdı ve halk onu sevmiyor, halk taban olarak onu istemiyor, acilen tahtı bırakmalıdır” yazısı yer alıyordu.
*Meşveret mecmusası; ”İslamın merkezi bu denli harap düşmemelidir. Kendisini Halife olarak anlatan bu müstebid(diktatör) artık haçlı ittifakından daha beterdir. Abdülhamid, Yezid’dir ve Avrupa bize ondan daha yakın ve daha sevimlidir” başlığı ile dindarlara algı uygulamaya yöneliyor.
*31 Mayıs 1897 Mizan; ”Abdülhamid’i hala sevenler var mı? Varsa onlar tembeldirler, onlar işe yaramazdırlar. Ve onlar on yıllardır yandaş oldukları Abdülhamid gibi çökmeye mahkumdurlar. Biz onları tanımıyoruz.”
*1897’nin son ayları ve yine Mizan; ”Biz bu kadar başlık atıyoruz, neden ulemadan, medreselerden bir ses çıkmıyor”
*Meşveret gazetesi; ”Anadolu’da bu yılki kuraklığın sebebi Abdülhamid’in Anadolu’da yaptırdığı askeri manevralardır. ”2008’de HDP’li Emine Ayna’nın Milliyet gazetesindeki beyanatında ”GAP bölgesindeki kuraklığın nedeni Erdoğan’ın yaptırdığı askeri operasyondur” demesi!!!
*1 Mart 1898 Bebe Ruhi isimli gazete; ” Abdülhamit, Girit’i 4 milyona sattı. Peygamber postunda oturan imansız Abdülhamid, imana gel, tövbe et” başlığı ile Abdülhamid’e beddua ayinleri yaptırıyor.
*Osmanlı isimli başka bir gazete ise; bazı mürşid kisfesindeki kişilere de tavsiyelerde bulunarak bu bedduaları tekrarlamalarını istiyor; ”Yetiş ey azrahil yetiş biz haklıysak onun, o haklıysa bizim canımızı al, milletin sesini işit”
*1903 yılı 1 Eylül ve yine Osmanlı gazetesinin başlığı; ”Abdülhamid, Doğu Türkistan’da Çin’e karşı savaşan Müslüman eşkiyalara silah ve para gönderiyor”
*15 Eylül 1906 İçtihat mecmuası; ”Zorba ve milleti birbirine kırdıran Abdülhamid, devletin hazinesini boşalttı.
*21 Temmuz 1906 ”Ey Osmanlı, sen bu tek adama, bu zorbaya daha ne kadar katlanacaksın? Halkı ve seni baskıyla içine kapatan, dünyadan uzaklaştıran Abdülhamid’e daha ne kadar katlanacaksın, ne zaman ayaklanacaksın?”
Finale geldik sayılır. Az biraz daha sabır!…
Abdülhamid Han, Orduda yenilenmeye giderek içerideki paralel yapıları tasviye etmeye başlar ve;
*”Abdülhamid, ordudaki muhalif subayları ordudan atıyor” başlığı ile çıkar İçtihat gazetesi
*10 Ağustos 1907’de Avrupa’ya giden gazete sahipleri ve muhalifler gurubu The Times gazetesine verdikleri beyanatlarında; ” İstanbul’a gitmeyin, İstanbul ve Osmanlı topraklarında hiç bir yer güvenli değil. Yatırım yapmak için güvenli değil, Türk tütünü almayın” derler.
Daha onlarca, yüzlerce var. Ancak biz, sizi daha fazla ”meşgul etmeyelim” zira ”HALK TV, TELE1‘de takip ettiğiniz aydınlatıcı, fikirlerinizi yenileyen programlar vardır.” Diyelim ve en çarpıcı olanıyla bitirelim.
*Rıza Tevfik Bölükbaşı, 31 Mart ayaklanması, darbesi ile ilgili Avrupa basınına verdiği demecinde; ”31 Mart darbe değildir. Abdülhamid kendi tahtını korumak için hileli bir tiyatro uydurmuştur. Böyle darbe yapılamaz, 31 Mart darbe değil tiyatrodur” açıklamasını yapıyor.


BİR FOTOĞRAF BİN KAPIYI AÇAR..!
GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!