Türkiye’de ana akım medya haberdar etmekten çok, seyirci/izleyici/takipçi kimliklerini pekiştirme peşinde.
Bu ne mi demek?
Bizleri Gazze’de, İran’da üzerlerine bombalar düşenlerden uzaklaştırmak demek.
Öyle ki… Bir süre sonra orada olandan, bitenden uzaklaşıp, spor müsabakasının skorunu almaya çalışan meraklı takım taraftarlarına dönüşüyoruz/dönüştürülüyoruz.
İran’a yönelik içeriden dışarıdan başlatılan siyonist saldırılarındaki gelişmelerin yorumlandığı televizyon kanallarını izliyoruz.
Akademisyenlerin, stratejistlerin yaptıkları yorumlarda; biri çatışma diyalektiğinden söz ederken bir başkası da bu savaşın genişleyebileceği ve Türkiye’ye sıçrama olasılığı yönündeki analizlerini ardı ardına sıralıyor.
Öbür kanalın stratejist yorumcusu ise öyle olursa, böyle olursa üzerinden ekonomiye dair karamsar endişelerini izleyenlerle paylaşıyor.
Eline değneki kapan, eline değnek tutuşturulan eski yeni kim var kim yok asıl mesleği emlakçılık olup televizyon kanallarında uluslararası güvenlik ve askeri strateji uzmanı diye pazarlanından başlayın emekli askerlere uzanın oradan uluslararası siyaset analisti geçinenlerden geri dönüp ekonomist tayfasına kadar gelen geçen kim varsa… Hepsi önlerindeki sihirli küreyi sıvazlıya sıvazlıya, kürenin onlara gösterdiklerini kelimelere döküyorlar.
Ellerinde değneklerle kanal kanal gezip caka satan o anlı şanlı stratejist, siyaset bilimci, güvenlik politikaları uzmanı geçinip sağa sola ahkam kesenlerden bir tanesi çıkıp; ”Bir ülke dışarıdan ne kadar güçlü ve otoriter görünürse görünsün, içerden çözülmüşse, kendi halkının içine yerleştirilmiş şer odaklı kesimler milli bilinci olabildiğince tahkir ediyorsa kaderi dışarıda değil içeride yazılır. İran’a yönelik son saldırı ile ilgili İsrail kaynakları istihbaratı alınca saldırıyı öne çektik diyorsa, bu savaşın füze değil veri savaşı olduğunu gösterir.” diyemiyor.
Onların yerine bu analizi yapan kim?
Ekonomi alanın profesyonel çalışmalarını analizlere dönüştürerek okumalarını bağımsız biçimde Türk Milleti başta olmak üzere ilgili makamlara sosyal medya cenahında paylaşan Erol Yılmaz(@ErolYlmz25) yapıyor.
Kısacası şu ki, kendi başımıza gelene kadar her şeye seyirciyiz!
İlk günlerde ilgimizin yoğunlaştığı konular kısa bir zaman sonra merak ettiğimiz ancak ilgilenmeye gerek duymadığımız basitliğe ”dönüştürülüyor!”.
Taze gündem/sıcak gündem/son dakika gelişmeleri tutkunu haline getirildik.
Sabahın erken saatlerinde ilgimizi yoğunlaştırmayı başaran haber veya gelişme öğle saatlerine doğru tazeliğini, diriliğini ve geçerliliğini yitirirken güneşin tepeye eriştiği satte taze gündem/sıcak gündem ihtiyacımız artıyor. Bu döngünün öğleden sonrası, akşam saatleri ve gece evreleri var ki, İskandinav ülkelerinde iki yılda bir gündem değişirken bizdeki gündem obezitesinin eriştiği tehlikeli seviye öyle böyle değil.
* * *
Siyonist akıl yine yaptı yapacağını..!
Dünyada gündüz ve gece sürelerinin eşit olacağı, Güney Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlayacağı; bademlerin açıp otlakların yeşereceği ağaçların sürgün verip ekinlerin serpilip güçleneceği biz insanların ise bir türlü tadına doya doya varamayıp keyfini çıkrtamadığımız ilkbaharın üzerini bu yıl da kan, göz yaşı, keder ve endişe ile gölgelemeyi başardı.
Gazze’deki Müslümanlara yönelik siyonist/emperyalist katliamları ve insanlık dramı hala devam ederken, Doğu Türkistan’daki süre gelen bir türlü önü alınamayan zulmler, baskılar, işkenceler altında inleyen Türkler varken… Dünyanın değişik yerlerindeki insanlığa karşı işlenen suçlar devam ederken…
Biz hangi ilkbahardan söz ediyoruz?
Hangi mevsimin hangi renginden keyif almaya kendimizde hak görebiliyoruz?


GUSAN YEDİC(@4Gusan64835) HOROZ RESMİNİ ÇİZMİŞ ALTINI BİZ DOLDURALIM!